Page 225 - BizimKöylerimiz
P. 225
Şengül Teyze’yi ve gelinlerini zeytin dönüşü yakaladığımızı, ellerindeki emeğin
yüzlerindeki yorgunlukla birleştiğini hatırlıyoruz. Sohbetin sıcaklığına rağmen
onları artık fazla tutmamaya karar veriyoruz. Bu güzel insanlarla, bu sıcak soh-
betin sonunda içten bir teşekkürle vedalaşıyoruz. Özgün Muhtar’ı da santraldeki
mesaisine uğurluyoruz.
Köyden ayrılmak için hazırlanırken aracın camından dışarı bakıyor, Abdullah (Ku-
rum) Dayı’nın bizi dikkatle izlediğini fark ediyoruz. Merakı gözlerinden okunuyor.
Bu bakışa kayıtsız kalamayıp arabadan iniyor, yanına varıyoruz. Sohbet kendiliğin-
den başlıyor: “Evveli iki tane araba vardı köyde. Şimdi herkesin altında araba. Bir
evde üç tane, dört tane araba var.” Eskinin yokluğuna karşı şimdinin bolluğunun
mutluluk getirmediğini anlıyoruz anlattıklarından. Sonra kendine dönüyor: “Ben
bir iş yapmam artık. Zeytin var da… Ne yaparlarsa yapsınlar. Ben yapamayaca-
ğım.” Belli ki gücü yetmiyor artık. Sohbet ilerledikçe konu komşuluk ilişkilerine
geliyor: “Komşuluk iyi de… Senle dargın, benle dargın, onla dargın, onla iyi. Bak,
koca mahalle… Hastayken gelirlerdi başıma. Ben ölümden döndüm, çok şükür.
Mahalle başımda bekledi.” Abdullah Dayı’nın sözlerinde bir yere ait olmanın mut-
luluğu var.
Artık Çiftlik’ten ayrılmak üzere aracımıza yöneliyoruz. Yol boyunca, sürekli sokak-
larda gezindiğini tahmin ettiğimiz, köyün diğer sakinlerini yüzümüzde beliren bir
tebessümle selamlıyoruz. Çiftlik’ten ayrılırken anlıyoruz ki bu köy, sadece evler-
den ve tarlalardan değil; aynı zamanda sokaklarında sessizce dolaşan hikayeler- Zaman sanki burada biraz
den, tebessümle verilen selamlardan, toprağa oturup soluklanmaktan ibaret. Biz daha ağır akıyor; her adımda
geçmişle bugünün harmanı
de artık bu hikayenin bir parçası olmuş gibi hissediyoruz ve yola devam ediyoruz. gözümüze ilişiyor.
221

