Page 220 - BizimKöylerimiz
P. 220
ÇİFTLİK
Şengül (Ünlü) Teyze’nin daha ilk cümlesinden köyle arasındaki güçlü bağı hisse-
diyoruz. “Hem bu köyde doğdum hem bu köye gelin geldim. Gelin geldiğimde
bu köy fakirdi çocuğum. Bak ben bu yolu gece gündüz demeden çıkardım. Yalın
ayak, başı kabak. Ekmek buramda olurdu.” diyerek şalvarının bir kısmını gösteri-
yor ve devam ediyor: “Ekmeği saklardım böyle. İnsanlar gülmesin diye. Isırırdım
kuru kuru, bir kelle soğan… Öyle gittik, öyle geldik.” Sözleri geçmişin çetinliğini
döküyor önümüze. Şengül Teyze yalnızca dünü değil, bugünü de anlatıyor: “Şim-
di… Zengin oldu köy. Şimdi yaşantı güzel ama… 60’ta değil de 30 yaşında olmalı.
Tutmalı bir araba, gitmeli deniz kenarına… Yok işte o. Hayat bitmiş.” Kelimelerinin
arasına gençliğine duyduğu özlemi iliştiriyor.
Şengül Teyze’nin anlatımı, köy hayatının kıyısında köşesinde kalmış bir hafızayı
daha gün yüzüne çıkarıyor ve konu halıya geliyor: “Ya bir ara kendimiz boya-
dık ipleri… Çalıdan, çırpıdan. Sonra ip aldık, öyle yaptık. Ben çok halı dokudum.
Şengül Teyze, ‘Şimdi Ev yaptım, düğün yaptım, altın yaptım... Tabii halılarla. Emekli değildik ki biz…
yaşantı güzel ama… 60’ta Tütünle, halıyla geçindik. Gece dokurdum halı, gündüz dokurdum. 20 günde
değil de 30 yaşında olmalı. yarım tabanı keserdim.” Öğreniyoruz ki bahsettiği bu halı 1,25 metre eninde 2,15
Tutmalı bir araba, gitmeli
deniz kenarına…’ derken metre boyunda; her santiminde alın teri var. “51-52 sene bu yolu böyle çiğnemiş
kelimelerinin arasına insanım ben. Burada doğduk, burada büyüdük. İnsanlar bitti ama çamlar hâlâ
gençliğine duyduğu özlemi
iliştiriyor. duruyor.” diyerek tamamlıyor sözlerini.
216

