Page 158 - BizimKöylerimiz
P. 158
YOĞUNOLUK
Milas’ın zirvelerine doğru yükseliyoruz. 550 metre rakımlı Yoğunoluk’tayız. Yük-
seklerde konumlanmasından mı yoksa çoğunlukla emeklilerden oluşan sakin nü-
fusundan mı bilinmez, burası doğanın hüküm sürdüğü bir diyar gibi. Bu nedenle
burada yaşayanlar için tabiatla iç içe olmanın ötesinde hayatın tam da doğanın
kucağında sürdüğünü söylemek abartılı olmaz.
Yoğunoluk’un hikayesinin izini sürmek için çıktığımız yolda, köyün azasıyla buluş-
maya hazırlanırken bambaşka bir sahneyle karşılaşıyoruz. İhtiyaçlarını gidermek
için köye inmek yerine çerçiyi bekleyen köylüler… İçtenliğiyle sarıp sarmalayan,
bitmesini istemeyeceğimiz bir sohbete dalıyoruz.
Sohbetimizin kapısını Hasan Hüseyin (Özçelik) Dayı aralıyor. “Ben iki isim taşırım:
Hasan ile Hüseyin. Peki, nereden gelmiş bu isimler?” diye soruyor ve anlatmaya
başlıyor. Sözlerinden, amcasının ve muharebede şehit düşen dedesinin karde-
şinin adlarını taşıdığını öğreniyoruz. “İkisini de yaşatıyorum.” diyor, gururla. 1939
doğumlu olduğunu söylediğinde yılların yükünü değil, emeğin izlerini görüyoruz
üzerinde. Anlatmaya devam ediyor: “Şimdi bir ben kaldım erkek olarak, başka
kimse yok. Biz çok işlerde çalıştık; ormanlarda, madenlerde, orada burada… En
sonunda kesim. Derken aşıcılık peyda etti bende. 25 sene dokunmadığım ağaç
kalmadı. Çok dua aldım, çok.”
Hasan Hüseyin Dayı, Yoğunoluk’un eski zamanlarını hafızasının derinliklerin-
den bir bir çıkarıyor: “Evveli burada çobanlık vardı. Yola çıktığımızda 55-60 mal
sürerdik, ardımızda yedi çoban olurdu. Sonra ekip biçmek vardı… Şimdi ne eken
var ne biçen. Bağ bahçe vardı o zamanlar; mercimek, nohut, bakla yetişirdi.” Za-
manla tarımın da, köyün de tenhalaştığını anlatırken iç çekiyor: “Eskiden buralar
kalabalıktı ama millet gitti. Şimdi kardeşimin çocukları mesela, hepsi Milas’ta.
Maşallah, çalıştılar, kendilerini kurtardılar.” Anlıyoruz ki geçim kaynaklarının sınırlı
olması, Yoğunoluk’un gençlerini, ekmeği uzaklarda aramaya ve özellikle Milas’a
550 metre rakımlı
Yoğunoluk’tayız. göç etmeye yöneltmiş.
Yükseklerde
konumlanmasından
mı yoksa çoğunlukla Hasan Hüseyin Dayı, “Alışmışım yalnızlığa…” derken içimizi burksa da yaşına
emeklilerden oluşan sakin rağmen gençlere taş çıkarmasının sırrını da paylaşmadan geçmiyor. “Benim kim-
nüfusundan mı bilinmez, seye ağırlığım yoktur. Kimsenin etlisine de karışmam sütlüsüne de. Kimseye de
burası doğanın hüküm
sürdüğü bir diyar gibi. gitmem… Gitmememin sebebi özel bir şey değil, yalnızlığa alıştım.” Söz arasında,
154

