Page 161 - BizimKöylerimiz
P. 161
Köyün azası ve aynı zamanda santralden emekli olan Ünal (Ün) Abi, yolculu-
ğumuzun bu aşamasında bize katılıyor. Pek kimsenin uğramadığını sandığımız
sessiz güzergahlardan, kuytu patikalardan geçerek sonunda evlerine varıyoruz.
Nurşen (Ün) Abla, kapıda içten ve samimi bir tebessümle karşılıyor bizi. Bahçe-
deki tavuklar ve horozlar, misafirlerini en iyi şekilde ağırlama telaşıyla bir oraya
bir buraya koşuştururken evin bekçisi rolündeki patili dostumuz ise herhangi bir
tehdit oluşturmadığımıza kanaat getirmiş olacak ki renkleriyle gözlerimizi büyüle-
yen bu sakin bahçede, sohbetimizi usulca uzaktan takip etmeyi tercih ediyor.
Kahvelerimiz gelince, kimlikteki adının İzzet olduğunu öğrendiğimiz Ünal Abi
söze evine dair anılarla başlıyor. Gözleri geçmişe dalarak anlatıyor: “Rahmetli
babam burayı bana verdi. Önce iki oda yaptım, o zamanlar gücüm yetmedi
tabii. Sonra santrale girdim, ne kazandıysam yarısını buraya harcadım. On lira
kazandıysam beş lirası bu eve gitti. İki oda daha ekledim, ardından üst katı yaptık.
Emekli olduktan sonra da kendi işimi kurdum.”
Anlattıkları yavaş yavaş kişisel tarihinden köyün ortak hafızasına doğru evriliyor:
“Çocuktum ama meşakkat vardı. Köyde 50 hane varsa, bunun 30’unda hayvan
Hasan Hüseyin Dayı, insan
vardı. Herkes malını güderdi, tarlasını sürerdi. Şimdi ise ne süren kaldı ne eken. yaşamını tek cümlede
Ben bile süremiyorum artık, hep satın alıyoruz. Herkes kendi işinde gücünde. özetliyor: ‘20’de aslan,
kimseyi dinlemez; 30’da
Eskiden insanlar daha az zorlandığından mıdır nedir, şenliği, eğlencesi daha faz- kaplan, yırtıcıdır; 40’ta akıl
laydı. Şimdi bırak eğlenmeyi, kimse kalmadı köyde. Evlenen, imkanı olan Milas’a gelir, 50’de fikir, 60’ta koç,
göçüyor. Her geçen gün eksiliyoruz.” Ünal Abi’nin anlattıkları, köyün bir zamanlar 70’te koyun, 80’de tavuk,
90’da artık yok gari.’
157

