Page 164 - BizimKöylerimiz
P. 164

Y OĞUN O L UK
















































                                                   canlı olan kalabalığını nasıl yitirdiğini anlamamızı sağlıyor. Coğrafyadan kaynaklı
                                                   uzaklık insanların birbirinden haberdar olmalarını güçleştirse de dayanışma ruhu-
                                                   nun hâlâ diri kaldığını şu sözlerle dile getiriyor: “Bir şey olsa hemen duyamazsın,
                                                   biri telefonla haber verirse ancak… Ama biri çağırsa, mesela başına bir hal gelse
                                                   koşarsın. Arazide de öyledir. Yardıma gidersin, ne gerekiyorsa yaparsın gücün
                                                   yettiğince.” Sözlerinde köy hayatının değişen dengelerine rağmen birbirine duyu-
                                                   lan derin bir bağlılık saklı.

                                                   Ünal Abi’nin bahçesini incelerken gördüğümüz zeytin ağaçlarından köyde
                                                   zeytinciliğin oldukça yaygın bir uğraş olduğunu anlıyoruz. Arıcılığın ise zamanla
                                                   eski canlılığını yitirdiğini buna rağmen bu işi sürdüren iki üç kişi kaldığını öğre-
                                                   niyoruz. Santralde çalışmaya başlamadan önce eşiyle birlikte halı dokuduklarını
                                                   anlatıyor Ünal Abi. Bir zamanlar köyde birçok evde tezgahların kurulu olduğunu,
                                                   halı dokumanın neredeyse herkesin bildiği bir uğraş haline geldiğini söylese de,
                                                   “Eskiden çoktu ama şimdi halı dokuyan kalmadı.” cümlesiyle bazı geleneklerin
                                                   yalnızca hatıralarda yaşar hale geldiğini fark ediyoruz.

                                                   Sözü alan Nurşen Abla, köyün bugününe dair net ve gerçekçi bir tespitle
                                                   başlıyor: “Hâlâ çok yoksul bir köy. Rahat yaşadık, diyemeyiz ama eskiye göre
                                                   nispeten biraz daha bilinç var.” Yaşam koşullarının ağırlığı cümlelerine yansıyor.
                                                   Çocukluğunu anlatırken zorluklarla örülü o yılları sakince dile getiriyor: “Benim
                                                   çocukluğum hayvanlarla dağda geçti. Elektrik yok, su yok… Tek odalı bir evde
                                                   dört kardeş, anne baba birlikte yaşardık. 17 yaşında evlendim.” Tüm bu yoksun-
                                                   luklara rağmen köyünden vazgeçemediğini ise sevgi dolu bir ifadeyle özetliyor:





            160
   159   160   161   162   163   164   165   166   167   168   169