Page 206 - BizimKöylerimiz
P. 206
PINARARASI
Adını duyduğumuz anda bile bir çağrışım yaratıyor Pınararası; bir yandan suyun
ferahlığını, bir yanda da pînar ağacının kadimliğini düşündürüyor. İşte bu merakın
peşine takılıp kendimizi bu küçük ama anlamı büyük köyde buluyoruz. Pınararası,
eskiden Çiftlik’le birlikte dokuz mahalleden oluşan bir bütüne aitken, 1990’lı yıl-
ların başında iki mahallelik küçük bir birim olarak kendi yolunu çizmiş. Bugün 15
haneyle ayakta duran bu köyün hikayesine kulak vermeye hazırlanıyoruz.
Yönümüzü muhtarlığa çeviriyoruz. Dar sokaklarda aracımızla ilerlerken yolu
bulamayınca geri dönmeyi düşünüyoruz. Tam o sırada günün kahramanı bisikle-
tiyle yanımıza varıyor. 12 yaşındaki Doruk Berke (Özkaya), gözlerindeki çocuksu
merak ve sesindeki öz güvenle muhtarın bizi beklediğini söylüyor. O, bisikletinin
selesine oturuyor, biz de peşine düşüyoruz. Taş duvarların gölgesinden geçiyo-
ruz. Sonunda varış noktamıza ulaşıyoruz.
Pınararası’nda muhtar Ali Ergüneş’le yapacağımız sohbet öncesi, muhtarlık bina-
sının önündeki bankta usulca oturan bir çınar çekiyor dikkatimizi. Fatma (Demir)
Anne… Sesi yavaş... 1946 doğumlu olduğunu öğrendiğimiz Fatma Anne, eliyle
bir noktayı işaret ediyor: “Bak, bu benim evim.” diyor. Sonra geçmişin kapısı-
nı aralıyor: “Bu köy gençliğimde de aynı böyleydi. Tabii şimdi çoğaldı insanlar.
Evveli bu kadar değildi. Azdı evler. Bu köy yerinde mal güttük, tütün işledik, zeytin
diktik… Halı dokumayı öğrenemedim.” Bir ömrü birkaç cümleyle özetliyor. Sonra
hayatının bir başka satırına geçiyor: “Adam dağda çalıştı, etti; sonra da vefat etti.”
Cümlesi bitince Fatma Anne’nin gözleri uzaklara dalıyor.
Sohbetimizin ağırlaşan havası bir anda Mehmet (Yıldız) Dayı’nın sesiyle can-
lanıyor. 80 yılı aşkın bir ömrü Pınararası’nda geçmiş Mehmet Dayı, geçmişin
kapılarını bir bir aralıyor. Sözlerine dönüşümlerle başlıyor: “Evlerimiz değişti biraz.
Eski evler köhneydi.” Sonra çocukluğunun, gençliğinin bayramlarını anımsıyor:
“Elinde davulla, kemanla çala çala gelirlerdi… Bayram olurdu! Ama şimdiki bay-
Pınararası, eskiden ramlar öyle mi? Şimdi camide bayram namazını kıldık mı, herkes dağılır, bir daha
Çiftlik’le birlikte dokuz gören olmaz birbirini… Eski insanlar birbiriyle mutluydu. Bayramın bayram olduğu
mahalleden oluşan
bir bütüne aitken, belliydi.” Konu çalışmaya, üretime gelince, “Ben rençberdim, çiftçiydim. Buğday,
1990’lı yılların başında arpa, yulaf ekerdik. Zeytinimiz de vardı.” diye anlatıyor. Belli ki köyün toprağına
iki mahallelik küçük
bir birim olarak kendi ter akıtarak emeğini sofraya taşımış.
yolunu çizmiş.
202

