Page 261 - BizimKöylerimiz
P. 261
yoktu, boşluk vardı dokudum. Bu sene zeytin de var. Üç ay zeytine gidersek on- Kızlarının Milas’ta
yaşadığını, ancak artık halı
dan sonra da dokuyabilirsem dokuyacağım.” Kızlarının Milas’ta yaşadığını, ancak dokumadıklarını anlatan
artık halı dokumadıklarını anlatan Ayşe Abla, derin bir iç çekerek ekliyor: “Anaları Ayşe Abla, derin bir iç
dokumayınca torunlar da dokumaz.” Bir zamanlar nesilden nesile aktarılan bu çekerek ekliyor: ‘Anaları
dokumayınca torunlar da
zanaatin, hayatın değişen şartları içinde nasıl gözden kaybolmaya yüz tuttuğunu dokumaz.’
hüzünle dile getiriyor: “Şimdi burada kızlar liseyi bitirdi mi, iş bulup gidiyorlar.
Ören’e, Çökertme’ye çalışmaya gidiyorlar.” Ayşe Abla, belleğinde bir yolculuğa
çıkmışken yıllar önce halılarını alan Japon bir turisti de anmadan geçemiyor:
“Önceden her yıl buraya gelirdi, başka yere uğramazdı. O zamanlar kahvenin
içinde bir kooperatif vardı. Oradaki halıların fotoğraflarını çekip Japonya’ya gön-
dermişti. Bizden bir taban halısı aldı, 2009’da tam 8 bin liraya. Oralarda reklamını
da yapmış. Sonra başka biri daha aldı, bir başkası sandalye minderi aldı. Pandemi
dönemi oldu, sonra çekti elini.”
Dokunan halıların ruhunu taşıyan bu evde gerçekleştirdiğimiz sohbet, böylesi-
ne kadim bir beceriye sahip olmanın değerini bir kez daha hissettiriyor. Ziyaret
ettiğimiz her köy evinde, bir zamanlar yaşamın merkezinde yer alan dokuma
tezgahlarını görüyoruz; üzerlerinde kök boyalarla, çamurla, palamutla, narla
renklendirilmiş yumaklar asılı… Evvelden her ilmekte dans eden ellerin bugün
artık eskisi kadar hevesli olmadığını fark ediyoruz. Enerjisini ve misafirperverliğini
çok sevdiğimiz Ayşe Abla’yla vedalaşıyor, zihnimizde bu düşüncelerle köyden
ayrılıyoruz.
257

