Page 39 - BizimKöylerimiz
P. 39

Tam o esnada evin üst katında emekli imam Osman Koçar’ı fark ediyor ve                         Önce okulun yanından,
                                                                                                            sonra ara sokaklardan
            kendisiyle sohbet etmek üzere yukarı yöneliyoruz. Mahallenin eski imamı, aslen                  geçerek deniz kıyısına
            Fethiyeli olduğunu anlatırken köyün deniz kenarında bulunmasının ziyaretçi sir-             doğru ilerliyoruz. 1950’lerde
            külasyonunu artırdığını ve tam da bu sebeple gelişime her zaman açık olduğunu                    Gürceğiz’e bağlı bir
                                                                                                          mahalleyken köy statüsü
            dile getiriyor.                                                                                 kazanan, 2012’de ise
                                                                                                        yeniden mahalleye dönüşen
                                                                                                         Türkevleri’ndeki gezintimizi
            Evin biraz ilerisinde, buğday öğütmekle meşgul olan Muzaffer (Aytemur) Am-                     kıyıda kısa bir yürüyüşle
            ca’nın yanına varıyoruz. Çocukluğuna dair anılarını paylaşırken, “O zamanlar köy                    tamamlıyoruz.
            bugünkünün yarısı kadardı.” diyor. “Keçi, koyun, sığır güderdik, günlerimiz böyle
            geçerdi. Şimdi ise hayvanları sattım, tarla ve bahçeyle uğraşıyoruz.” Yanında
            duran Cemile (Aytemur) Teyze de eşinin sözlerini destekleyerek, “Öyle bir köydü
            işte, pek gelişmemişti. Şimdi şimdi biraz değişti.” diye ekliyor. Bu sırada karşı-
            dan bizi izleyen Sultan (Çerçi) Anne’nin yanına varıyoruz. O da hayatı boyunca
            Türkevleri’nde yaşadığını, köyün pek de değişmediğini anlatıyor. Geçmişte halı
            dokuduğunu ancak artık alıcı bulunmadığı için bu işi yapmadığını paylaşıyor. Yü-
            zünde beliren hafif utangaç tebessüme hayran kalıp onunla da vedalaşıyoruz.

            Ayşen Muhtar’la birlikte önce okulun yanından, sonra ara sokaklardan geçerek
            deniz kıyısına doğru ilerlerken mahallenin berberi Mustafa Çakar’a uğruyoruz.
            Sohbet arasında, oğlunun santralde çalıştığını öğreniyoruz. Geçirdiği rahatsızlık-
            tan bahseden Berber Mustafa, ardından yaşadığı yerin değişimine dair düşünce-
            lerini paylaşıyor. Hafif bir kırgınlıkla, “Eskiden gelenekler vardı ama hepsi geçmişte
            kaldı. İnsanlar birbirine daha yakındı, imece usulüyle herkes birbirine destek
            olurdu. Birinin bir ihtiyacı olsa komşular hiç düşünmeden yardımına koşardı. Artık
            o eski örf ve adetler unutuldu.” diyerek anlatıyor.


            Sohbetin ardından, günü kıyıda kısa bir yürüyüşle tamamlıyoruz. Manzara, zih-
            nimizde derin izler bırakan imgelerle şekilleniyor: Dalgaların büyüsüne kapılmış
            gibi denize doğru uzanan dallar, neşeyle koşturan bir köpeğin heyecanı, yaşan-
            mışlığın sessiz tanıkları olan çamaşır iplerinde salınarak kuruyan giysiler ve ufukta
            birbirine karışan denizle göğün mavisi… Türkevleri’nden geriye kalan en net kare,
            tam da bu oluyor.



































                                                                                                                         35
   34   35   36   37   38   39   40   41   42   43   44