Page 124 - BizimKöylerimiz
P. 124
KARACAAĞAÇ
Zamanın kıvrımlarından geçip geçmişe dönmüş gibi hissettiren Karacaağaç’tayız.
Adını bir ağaçtan almış burası da. Gerçekten de bir ağaç gibi, sanki kök salmış
toprağa. Yaklaşık 120 kişinin yaşadığı ve bir zamanlar daha çok sesin yankılandığı
her halinden anlaşılan bu köyde bazı evlerde artık hiç kimse yaşamıyor. Kalan 70
hane ise çoğunlukla köyün belleğini canlı tutan emeklilere ait.
Milas’ın kuzeyinde konumlanan Karacaağaç köyüne vardıktan sonra bir prefabrik
yapıya yöneliyoruz; burası muhtarlık. Dışarıdan sade, içerisi bambaşka bir dünya...
Dursun (Uysal) Muhtar karşılıyor bizi. Elinde kolonya şişesi, yüzünde kocaman bir
tebessüm; ardından bol köpüklü Türk kahveleri geliyor. O an, kendimizi muhtar-
lıkta değil de uzun süredir görmediğimiz bir tanıdığımızın bayram ziyaretinde gibi
hissediyoruz. Misafirperverliğin sıcaklığı, yol yorgunluğunu üzerimizden atıyor.
İçeride yalnız değiliz; koltuklarda başka konuklar da var. Her biri Karacaağaç’a
dair anlatacak bir şeyler taşıyor belleğinde. Biz daha sorularımızı yöneltmeden
sohbet başlıyor.
1950 doğumlu İbrahim (Özdemir) Amca, ağır ağır ama kendinden emin bir
sesle başlıyor anlatmaya: “Ben tarımla uğraştım... Tütün vardı o zamanlar, arpa,
buğday, zeytin... Ufakbaş hayvanım da vardı. Kendi halimizde geçinip giderdik.”
Sohbet, köyün geçmişine doğru evriliyor, “Hikaye şöyle…” diye başlayıp devam
ediyor: “İlk başta küçükbaş hayvancılıkla uğraşanlar dolmuş buralara. Bir kısmı
şuraya yerleşmiş, biri öte yana. 5-6 Yörük diyelim, o zamanın diliyle... Yerleşmişler
böyle. Onlardan üreyip gitmiş artık bu köy.” İbrahim Amca, geçmişi anlatırken bir
köyün göçle nasıl yeşerdiğini de betimliyor.
Birkaç yıl önce 80’ini geride bırakan Ali (Ökten) Dayı, söze bugünü geçmişle
karşılaştırarak giriyor: “Fakirdik o zamanlar, herkes öyleydi. Çalışma çoktu, ama ayakkabı
bile yoktu ayağımızda. Öyle bir zamandan geçtik biz. Ama şimdi başka türlü… Şimdi her
Eskiden boş duran, ekilip şey var ama çalışma yok.” Verilen emeğe kıymet biçilen zamanlara özlem duyuyor
biçilmeyen arazilerde kareş belli ki. Ardından kendi yaşamını özetliyor: “Şimdi emekliyiz. Köyde yaşıyoruz. Şoför-
denilen bir ağaç olurmuş. O lük yaptık, tarımla uğraştık, çiftçilik yaptık, esnaflık yaptık… Zeytinimiz de var. Bahçeyle
ağacın asıl adı ‘karaca’ ama
halk arasında ‘kareş’ uğraşıyoruz, başka da işle uğraşamıyoruz.” Söz, Karacaağaç’ın geçmişine ve
denilirmiş. Karacaağaç da kültürel mirasına geliyor: “Eskiden birkaç çoban gelmiş buralara. Yerleşmişler, köyü-
adını işte bu ağaçtan yani
karaca ağacından almış. müzün kuruluşu aşağı yukarı 300 seneye dayanır. Tarihi bir çeşmemiz var.
120

