Page 128 - BizimKöylerimiz
P. 128

KARA CAA ĞA Ç













































                                                   Şimdi ne olsun, herkes girdi bir yuvasına. İhtiyarlar gitti, köyde insan kalmadı.
                                                   Eskiden bolluk vardı; ekilmişimiz, biçilmişimiz vardı. Dağdan yaprak toplardım;
                                                   o yapraklarla ipleri boyar, halı yapardım. Sattık halıları, çocukları everdim, eşya
                                                   aldım onlara. Şimdi zeytin var ama onu da bıraktım gari. Gelin var yanımda artık.”
                                                   Ayşe Anne’nin sesi çok emek verdiği zamanlara hasret sanki. Tabii Karacaa-
                                                   ğaç’ın en kıdemlisi olan çeşmeden de bahsetmeden geçmiyor: “Ben değil de
                                                   daha benden öncekiler bilir. Bu dedenden kaldı, bu babandan kaldı derlerdi.
                                                   Eski zamanın yazısı bile yazılıp durur ama çeşme orada, hâlâ akıyor. Herkes
                                                   öyle bilir.” Tarihi belki belgelenmemiş ama köylünün hafızasında yaşayan bir
                                                   çeşme bu. Anlıyoruz ki Karacaağaç’ta ne olup bitmişse hepsinin tanığı aynı
                                                   zamanda.


                                                   Yeliz Uysal’la sohbetimizde sonradan Karacaağaçlı olduğunu öğreniyoruz:
                                                   “2009’da Yoğunoluk’tan gelin geldim buraya. Zaten birbirimize yakın köyleriz,
                                                   geleneklerimiz, göreneklerimiz aynı. O yüzden benim için çok fazla bir deği-
                                                   şiklik olmadı.” Köyü değişse de köy yaşamı hep aynı kalmış. Evlenmeden ön-
                                                   ceki yıllarını ise verdiği emeği de unutmayarak anlatıyor: “20 yaşıma kadar halı
                                                   dokudum. Kış günleri zeytin olurdu, onları yapardık. Yazın tarlada orak zamanı
                                                   gelirdi, orak yapardık. Ama hep çalıştık, geleneğimiz halı dokumaktı. Hep onunla
                                                   geçti o yıllar.” Anlattıkları köydeki kadın emeğini ortaya koyuyor.
              Biz Dursun Muhtar’la köyü
              gezintiye çıkarken İbrahim
               Amca’yla Ali Dayı da bize           Kahvelerimizden son yudumu alırken sohbetin de günün de sonuna geliyoruz. Tam
                yolun bir kısmında eşlik
                  ediyorlar. Yolumuzun             kalkmak üzereyken Ayşe Anne sessizce doğruluyor yerinden. Başucumuzda duran
             üzerinde önce tarihi çeşmeyi          asmanın dallarına uzanıyor ve bir salkım üzüm koparıp uzatıyor. Olgunlaşmayı bekle-
                ardından karaca ağacını            yen, tatlılı ekşili bu meyve damağımızda bir ferahlık yaratıyor. Evden çıkarken evin en
             görüp muhtarın evini ziyaret
                         ediyoruz.                 küçük sakinleri merdivenlerden sessizce el sallıyorlar bize.





            124
   123   124   125   126   127   128   129   130   131   132   133