Page 131 - BizimKöylerimiz
P. 131
Daha önce verdiğimiz sözü tutmak üzere yönümüzü Ali Dayı’nın zeytinliğine
çeviriyoruz. Yol boyunca zeytinleri silkenleri, ağaçların altına serilmiş örtülerin
üzerinde biriken bereketi izliyoruz. Ali Dayı’nın yanına iliştiği Ayşe (Ökten) Teyze
de zeytin toplayanlardan biri. Zeytinleri toplamaya ara vermeden bize kulak
veriyor, gözünü işten ayırmadan anlatmaya başlıyor: “Bu zeytinlerden zeytinyağı
çıkaralım, diye uğraşıyoruz. Şimdi zaten hep soğuk sıkıma geçtik, fazla çıkmıyor
ama... Zaten satmıyoruz biz. Kendimiz yiyoruz. Oğlanlar var, onlarla hep berabe-
riz, beraber yiyoruz bunları.” Ayşe Teyze’nin halı dokuduğunu öğrenince İsmail
Dayı’nın sözünü ettiği boyacıları soruyoruz. O da anılarının arasından bir sahneyi
çıkarıp önümüze seriyor: “O zaman boyacı gelirdi, kazanları kurdururduk. Boya-
sını katardı, karıştırırdı. Yıkardık, sererdik, kuruturduk. Sonra sarardık uzun uzun,
elimizle... Ondan sonra da halıya başlardık. Ama bir yandan tütünle uğraşırdık,
mal vardı o zaman. Kaynanamın yatağını süpürürdüm, hem onlara hem halıya
bakardım. Akşam olunca fener ışığında yapardım halıyı bazen.” Sabırla örülen bir
yaşamın portresini çiziyor sözleri.
Ali Dayı’nın yanına iliştiği
Sohbet ilerledikçe bizim de elimiz boş durmuyor; Ayşe Teyze’ye zeytinleri topla- Ayşe Teyze, zeytinleri
toplamaya ara vermeden
ma işine biraz yardımcı oluyoruz. Sonra ayrılma vakti geliyor. Karacaağaç’ta bizi bize kulak veriyor,
en çok etkileyen güler yüzler ve samimi sözler oluyor. Yola çıkmadan bir zeytin gözünü işten ayırmadan
sabırla örülen bir yaşamın
ağacının altında duruyoruz. Gövdesi kıvrımlı; kökleri gövdesine sımsıkı sarılmış
portresini kelimelere
gibi. Bu kadim zeytin ağacını hayranlıkla izledikten sonra köyden ayrılıyoruz. döküyor.
127

