Page 148 - BizimKöylerimiz
P. 148
KALEM
Sohbetin akışı yavaşlarken kısa bir köy gezisine çıkıyoruz. Yollar sessiz, hava serin.
Yolumuzun üzerinde Kalem İlkokulu’nda sınıf öğretmenliği yapan Salih Unutur’la
karşılaşıyoruz. Kendini Kalem’e ait hisseden bir sesle anlatıyor: “Ben buraya kendi
isteğimle geldim.” diyor. Ardından köylüye dair gözlemlerini paylaşıyor: “Paylaş-
mayı seven, dayanışma kültürü yüksek bir köy burası. Herkes çalışkan; köyde
çalışmayan neredeyse yok. Doğaya düşkünler, özellikle orman yangınlarına karşı
ciddi bir duyarlılık var. Eğitim konusunda büyük bir farkındalık yok belki ama bu
da okullara erişimin zor olmasından, koşulların eksikliğinden kaynaklanıyor. Buna
rağmen çok başarılı çocuklarımız var.” Kalem’e dair bildiklerini de paylaşmadan
geçmiyor Salih Öğretmen: “Benim tahminim, bu bölge çok eski yerleşimlere
dayanıyor. Finikeliler olabilir. Köylüler, buradaki kalıntıların Ermenilere ya da Rum-
lara ait olduğunu söyler. Zamanında kazılar yapılmış. Anlatılanlara göre bulunan
eserler de olmuş. Mesela şu karşı tepedeki mezarlık… Ermenilere veya Musevilere
ait olduğu söyleniyor, sit alanı ilan edilmiş.” Köyün tarihi katmanlarının ardından
sözlerini bugüne getiriyor: “Burası göçer hayattan yerleşik hayata geçen bir yer.
Yayladan buraya inmişler. Zamanla teknolojiyi, yeni yaşam biçimlerini benimse-
yerek hayvancılığı bırakmışlar. Şimdi sadece birkaç koyun ya da inek, o da ihtiyacı
kadar... Geri kalan herkes bir şekilde farklı sektörlerde iş bulmuş, çalışıyor.” Salih
Öğretmen’in anlatımıyla bir kez daha anlıyoruz ki Kalem halkı, çalışkan bir toplu-
luk. Bu özellik, anlatılanlarla kendini doğruluyor.
Mehmet Muhtar’la birlikte bu kez halasını ziyarete gidiyoruz. Memnine (Ölcan)
Hala bizi bahçede karşılıyor. Ayaküstü başlayan sohbet kısa sürede koyulaşıyor.
“Ben yaşımı bilemem.” diyor gülerek ve ekliyor: “50’yi geçtim belki, kim bilir!”
Esprili tavrıyla etrafı neşelendiriyor ama ardından sesine geçmişin gölgesi siniyor:
“Eski zaman… Fakirlik vardı. Yollar patika, her yer ormanlıktı. Mal güderdik. Ben
halı dokumadım pek ama çocuklarım çok yaptı. Halıyla büyüttüm çocukları. Üç
koyun sattım, danamı sattım, biraz zeytin... Aylık da yoktu. Bizim zamanımızda
hiçbir şey yoktu çocuğum, hiçbir şey…” Sözlerini yine kendine has mizahıyla
bitiriyor: “Şimdi her şey iyi de biz kocamışız işte... Anamız bizi erken doğur-
Mehmet Muhtar’la birlikte
halasını ziyarete gidiyoruz.
Memnine Hala bizi bahçede
karşılıyor. Ayaküstü
sohbetimizde, ‘Ben yaşımı
bilemem.’ diyor gülerek ve
ekliyor: ‘50’yi geçtim belki,
kim bilir!’
144

