Page 184 - BizimKöylerimiz
P. 184

AK ÇAKA Y A











































                                                   başka bir noktayı gösteriyor: “Zeytin… Yukarıdakiler hep yandı. Şu tepenin arka-
                                                   sında dümdüz yerler vardı, bir tane bile kalmadı. O dönemde başka köylerden
                                                   yardıma geldiler. Çok faydaları dokundu. Neyse ki evlere bir şey olmadı. O da
                                                   köylünün gayreti sayesinde.” Sözlerinde hem minnet hem de burukluk var.


                                                   Hüzünle sessizleşen ortamı fark eden Rafiye Abla devreye giriyor; hafifçe gülüm-
                                                   seyerek bizi çocukluğunun Akçakaya’sına götürüyor: “Keçilerimiz vardı biz onla-
                                                   rın yavrularına ‘oğlak’ deriz. Toplanırdık, oğlakları gütmeye giderdik hep birlikte.
                                                   Orak biçerlerdi, köylü bir araya gelir buğday biçerdi, sonra harman döverlerdi
                                                   hayvanlarla. Okulumuz buradaydı, arkadaşlarla birlikte giderdik. Akşam olunca
                                                   annelerimiz, babalarımız evlerde toplanırdı; sohbet ederlerdi. Sonra koyunların
                                                   tüyleri taranırdı, o yünler yıkanır, boyanırdı. O iplerden halılar dokunurdu. Ben de
                                                   dokurdum ama şimdi halı battı, kimse dokumuyor artık.” Birden gözleri parlıyor,
                                                   sesi daha da içtenleşiyor: “Oyun oynardık biz de. Bilir misin bilmem ama, biz
                                                   ‘sekme taş’ derdik.” Oyunu merak edip biraz daha detay isteyince Rafiye Abla
                                                   elleriyle çizer gibi tarif ediyor: “Böyle çizgi çizerdik, dört köşe… Onunla seke
                                                   seke oynardık.” Sonra bir başka oyunları da hatırlıyor: “‘Yağ satarım, bal satarım’
                                                   oynardık, böyle yuvarlaklar halinde dizilirdik. Çok güzeldi o zamanlar, şimdiki ço-
                                                   cuklarda öyle bir şey görmüyorum. Sadece telefonla oynuyorlar ya da bisiklete
                                                   biniyorlar.” Bu sözler bugünün dünyasına hafif bir eleştiri taşıyor.


                   Köy sokaklarını                 Sohbet geçmişten bugüne doğru akarken Rafiye Abla bize bu kez bugünün gü-
              adımlarken Şenay Abla                zelliklerini betimliyor: “Bahar geldi mi dağa çıkarız, ineklerimizi koyuyoruz oralara.
             ile Durmuş Ali Amca’nın               Bütün köylü gider. Orada oturulur, sohbet edilir. Severim baharları… Denize karşı
              ikindi öğünlerine konuk
                oluyoruz. Sıcacık bir              çay içilir mesela. Düğünler çok güzel olur. Keşkek pişer, et pişer, dolmalar sarılır…
             masa… Torunları ekmeği                Herkes birlik olur. Eskiden dört beş gün sürerdi düğünler, şimdi iki gün yapılıyor.”
               bölerken anlatılanları
                  merakla dinliyor.                Akçakaya’da zaman değişse de geleneklerin hâlâ yaşadığını anlıyoruz.





            180
   179   180   181   182   183   184   185   186   187   188   189