Page 194 - BizimKöylerimiz
P. 194

BAYIRKÖY




















                                                   Gürceğiz’den koparak kendi yolunu çizen bir başka durak, Bayırköy. Yaklaşık 100
                                                   haneden oluşan, 300 civarında sakiniyle yaşamın sürdüğü bir köy burası. Tahmin
                                                   edileceği üzere, zeytin burada da başrolde. Tabii Bayırköy’ün geçim kaynakları
                                                   yalnızca zeytinle sınırlı değil; hayvancılık, tarım ve santral de köylünün temel
                                                   geçim kaynakları arasında.


                                                   Bayırköy’ü daha yakından tanımak, hikayesine kulak vermek için köyün muhtarı
                                                   Cengiz Vural’la buluşuyoruz. Sohbetimize köyün hem gençleri hem de yaşlıları
                                                   eşlik ediyor; hep birlikte muhtarın evine doğru yürüyoruz. Yol üstünde, bir za-
                                                   manlar üretim noktası olan zeytinyağı fabrikası dikkatimizi çekiyor.

                                                   O sırada Yaşar (Şen) Amca adımlarını hızlandırıp yanımıza yaklaşıyor ve fabrikanın
                                                   geçmişine dair bilgilerini paylaşıyor: “Burada zeytinyağı yapılıyordu.” diyor. “Ama
                                                   artık yapacak mertebede değil. Aşağı yukarı 15 sene oldu kapanalı. Torbalı sis-
                                                   temdi bu; o yüzden beş-altı kişi çalışıyordu. Pres sistemi olsaydı, o kadar elema-
                                                   na gerek kalmazdı.” Torbalı sistemin ne anlama geldiğini merak ediyoruz. Yaşar
                                                   Amca sabırla anlatıyor: “Torbada işçilik daha farklı oluyor. Zeytin büyük taşlarla
                                                   torbaya konuyor. Sonra bu torbalar prese veriliyor. İki kez kuru, bir kez sulu sıkılı-
                                                   yor.” Bu yöntemin içinde emeği, sabrı ve ustalığı barındırdığını anlıyoruz.

                                                   Varış noktamıza ulaştığımızı fark ediyoruz. İçten bir karşılama Cengiz Muhtar’ın
                                                   evinin balkonundan yükselen çay kokusuna karışıyor. Masanın etrafında başlayan
                                                   sohbetimizde kelimeler akmaya başlıyor. Cengiz Muhtar, Bayırköy’ün ekonomik
                                                   durumunu anlatıyor: “Bayırköy’de herkes kendi işiyle meşgul olur; zeytinle, çift-
                                                   çilikle. Pek gelirimiz yok. Zengin bir köy değiliz biz. Su kaynağımız olmadığından,
                                                   arazilerimiz de pek elverişli sayılmaz. Gariban geldik, gariban gidiyoruz. Ama ken-
                                                   di aşımızla, tuzumuzla kavrulup gidiyoruz işte…” Sözleri içten ve gururlu. Ardın-
                                                   dan, köydeki değişimi de dile getiriyor: “Tabii bazı şeyler değişti. Köydeki camimiz
                                                   eskiden çok kötü durumdaydı, yenilendi. Suyumuz yoktu, su geldi.” Su meselesi
                Bayırköy, yaklaşık 100
                haneden oluşan, 300                Bayırköy için oldukça önemli -ki Cengiz Muhtar, çocukluk yıllarına uzanıp şunları
            civarında sakiniyle yaşamın            hatırlıyor: “Kuyumuz var mesela, kadınlar orada çamaşır yıkardı eskiden.”
              sürdüğü bir köy. Tahmin
               edileceği üzere, zeytin
                 burada da başrolde.               Masada oturanlardan Naim (Yılmaz) Amca da sohbete katılıyor. Yaşanmışlıkları
               Hayvancılık ve tarım da
              köylünün temel uğraşları             kelimelere dökerken sesi hem onaylayıcı hem de içten bir tanıklık taşıyor: “Eski
                        arasında.                  zamanın düzeni, muhtarın anlattığı gibiydi. Benim çocukluğumda çobanlar





            190
   189   190   191   192   193   194   195   196   197   198   199