Page 196 - BizimKöylerimiz
P. 196
BA YIR K Ö Y
Muhtarın evinden ayrılmadan bile yok mesela.” Sözünü tamamlamadan, yanında oturan Özgür bir temenniyle
bizi büyük bir içtenlikle
ağırladıkları için tüm aileye araya giriyor: “Bizim için değil de... İnşallah çocuklarımız için olur.” Bu kısa diyalog,
teşekkür ediyoruz. Selcan Bayırköy’ün gençlerinin durumunu özetliyor; şikayet etseler de umutsuz değiller.
Abla’dan birkaç kelime
duymak istiyoruz. ‘Aynı, şu
anki halindeydi. Değişmedi Evden ayrılmadan, bizi büyük bir içtenlikle ağırlayan Selcan (Vural) Abla’ya
çok fazla. Yollarımız, teşekkür etmeyi ihmal etmiyoruz. Ondan da birkaç kelime duymak istiyoruz.
sularımız, elektriğimiz…’
diyerek anlatıyor köyünü. Sekköy’den Bayırköy’e gelin geldiğini anlatıyor: “Bambaşkaydı benim yaşadığım
ortam… Buraya ilk geldiğimde konu komşu farklı geldi, her şey yabancıydı.” diyor.
Bayırköy’e adım attığı ilk günden bugüne yaşanan değişimi ise sade bir şekilde
özetliyor: “Aynı, şu anki halindeydi. Değişmedi çok fazla. Yollarımız, sularımız,
elektriğimiz… Ufak değişimler oldu.” Selcan Abla, büyük cümlelere ihtiyaç duy-
madan anlatıyor köyünü.
Muhtarın evinden çıkıp hep birlikte köy sokaklarını keşfediyoruz. Yol üstünde bir
evin önünde durup tebessümle sesleniyoruz: “Misafir kabul eden mi?” İçeriden
içten bir davet geliyor ve bahçeye geçiyoruz. Bircan (Şen) Teyze’yle güzel bir
sohbete başlıyoruz. Bircan Teyze, söze şu soruyla başlıyor: “Nasıl olacak bizim
buralar?” Sonra geçmişin perdesi aralanıyor, hatıralar sıralanıyor: “Halıcılık vardı
önceden, şimdi bitti. Az çok tütün mütün olurdu, zeytin olurdu. Biz hep köy işle-
riyle uğraştık. Halı dokurduk, kök boyasıyla boyardık. Tüccarlar gelir, alır giderdi.”
Zamanla gelen yorgunluğu da dile getiriyor: “Şimdi ayaklarım çok ağrıyor, yere
oturamıyorum artık.” Bircan Teyze’nin anlattıkları, bir dönemin yaşam tarzının da
nasıl yavaşça kaybolduğunu gösteriyor.
Bayırköy’deki yolculuğumuz bir evin bahçesinden diğerine uzanarak sürüyor.
Bahçede oturan Ayten (Güzel) Anne’yi görünce hemen yanına yaklaşıp selam
veriyoruz. İlk başta mahcup bir gülümsemeyle, “Hikaye ne bilirim ben?” diyerek
sohbetten çekinmeye çalışsa da zamanla açılıyor, geçmişle bugün arasında-
ki bağlar kuruluyor. Köyde onca yılda değişen pek bir şey olmadığını, eşinin
Muğla’da hastanede yattığını, dört çocuğunun da Milas’ta yaşadığını paylaşıyor.
Köyünü sevip sevmediğini sorduğumuzda ise, “Ee sevmezsem nereye giderim
bu yaştan sonra?” diye cevaplıyor.
192

