Page 232 - BizimKöylerimiz
P. 232

FESLEĞEN






















































                                                   Ocağı yakmak için her an hazır bekleyen odunlar, girişteki mavi tel dolapta
                                                   özenle saklanan erzaklar, ağacın dibinde dizili eski teneke yağ kutuları, bahçede
                                                   serbestçe dolaşan tavuklar, horozlar… Eve girmeden önce bahçede gözümüze
                                                   takılan her detay, burada hayatın şehirde alıştığımızdan ne kadar başka olduğunu
                                                   anlatıyor. Yıldırım ailesinin evine adım atıyoruz. Fatma (Yıldırım) Anne ve gelini
                                                   Gülistan (Yıldırım) akşam yemeği için hummalı bir çalışma içindeler. Odanın
                                                   odak noktasında yer alan hem pişirme hem de ısınma için kullanılan taş ocakta,
                                                   odunların üzerinde haşlanan kuru fasulyenin buharı odaya yayılmış bile. Biz içeri
                                                   girince bir anda her şey toparlanıyor. Eller duruyor ama yüzler gülümsüyor.

                                                   Fatma Anne, geçmişin kapısını aralarken derin bir iç çekiyor ve ağzından dökülen
                                                   ilk cümle, “Ahh çocukluğumuz bizim!” oluyor. Ardından devam ediyor: “Belki 6-7
                                                   yaşına kadar ayağımız pabuç görmedi. Çok (i)rezil zamanlardı. Çok soğuk olurdu
                                                   evveli, böyle değildi. Aynı Doğu gibiydi burası.” Fatma Anne, gözlerini kaçırarak
                                                   biraz mahcup bir tavırla hayatının dönüm noktalarından birini paylaşıyor: “17
             Fatma Anne ve gelini akşam
               yemeği için hummalı bir             yaşında evlendim. Düğün müğün yapılmadı bana yavrum, ben kaçtım. Sevmişiz
              çalışma içindeler. Odanın            sevmemişiz, zamanında olmuş, geçmiş...” Konunun üzerinde çok durmak
              odak noktasında yer alan
                 hem pişirme hem de                istemese de söyleyemediklerinin ne kadar derin olduğunu hissediyoruz. Sohbet
               ısınma için kullanılan taş          samimiyetle ilerlerken Fatma Anne’nin yanına usulca oturan Mehmet Amca da
             ocakta, odunların üzerinde
               haşlanan kuru fasulyenin            sohbete katılıyor. Kaçma hikayesini ondan kahkahalar eşliğinde dinliyoruz: “Hem
              buharı odaya yayılmış bile.          de nasıl kaçırdım! Öyle istemeyle mistemeyle alamazsın zaten!





            228
   227   228   229   230   231   232   233   234   235   236   237