Page 234 - BizimKöylerimiz
P. 234

FESLEĞEN























































                                                   Zaten o zaman para yok, ana baba yok! Ne olur? Kim sahip çıkacak? Kaçır-
                                                   dım, kaçırdım. Gönülsüz olsa zaten olmazdı.” Bu sözlerle o yıllarda sevmenin,
                                                   kavuşmanın daha sade ve daha derin olduğunu hissediyoruz. Tam o anda Fatma
                                                   Teyze, göz ucuyla bakarak muzipçe gülümsüyor ve ortamı kahkahaya boğan şu
                                                   cümleyi çıkarıyor ağzından: “Şimdi olsa kaçıramaz!” Dinlediklerimiz sayesinde
                                                   buradaki düğünlerin, bayramların, asker uğurlamalarının neden daha sessiz geçti-
                                                   ğini de fark ediyoruz; yokluk burada gelenekleri değiştirmiş gibi görünüyor.

                                                   Fatma Anne bu kez elleriyle ilmek ilmek halılara dönüyor. “Kendimiz de yaptık,
                                                   boya da aldık. Her şeyi kendimiz eğirdik. Giderdik ta pazara, yapağı alır gelirdik.
                                                   Kirli yapağıları yıkardık, boyardık, halı dokurduk, satardık.” diye anlatıyor. O halı-
                                                   ların bir geçim kaynağı olduğunu paylaşıyor: “Satmazsak çocukları neyle besleye-
                                                   ceğiz biz? Sattık… Kimine ev yaptık. O zamanlar bir taban, yarım taban halı satsak
                                                   altın alırdım. Üstünden de evin neyse ihtiyacını görürdüm. Halı değerliydi. Şimdi
              Elinde kocaman bir kovadaki          bakan yok gari halıya, zaten dokuyan da yok daha.” Bu geleneğin unutulmaya
               kestanelerle beliriyor Nuray        yüz tutmasına derin bir sitemle söylüyor bunları.
                Teyze. Kestaneler daha az
             önce dikenlerinden ayıklanmış,
              kabuklar hâlâ yerde. Kovanın         Bir köşede meraklı gözlerle bizi izliyor Sezgin (Yıldırım). 11-12 yaşlarında, zeki ba-
               içindekiler belli ki bir bardak     kışları, biraz utangaç ama bir o kadar da öz güvenli duruşuyla dikkatimizi çekiyor.
            çayın yanında sohbetin eşlikçisi
                           olacak.                 Öğreniyoruz ki Sezgin’in babası arıcılıkla meşgul ve bu iş Sezgin için de bir uğra-





            230
   229   230   231   232   233   234   235   236   237   238   239