Page 235 - BizimKöylerimiz
P. 235
Erol Amca’dan
köyün geçmişiyle
bugünü arasındaki
farkı dinliyoruz:
‘Gençliğimizden bu yana
toprak daha fazlaydı,
insan daha azdı. Şimdi
insanlar çoğaldı, toprak
daraldı.’
şa dönüşmüş. Okula gidiyor ama yüzünde kocaman bir gülümsemeyle söylüyor:
“Ben arıcılığı daha çok seviyorum.” Biz de merakla, “Arıcılığın inceliklerini anlatır
mısın?” diye soruyoruz. Başını çevirip annesine dönüyor ve biraz çekinerek soru-
yor: “Nasıl anlatayım anne?” Ama sonra kelimeler birer birer dökülmeye başlıyor:
“Şekerli şurubunu verdin mi bakılır. Kekini veriyorsun. Kek vermek zor, şeker
vermek zor. Ana arıyı seçiyorsun. Olmayanı silkiyorsun. Ondan sonra gidiyorsun,
balını alıyorsun, yiyorsun, bitiyor.” Çocukça bir doğallıkla anlatıyor. Biliyoruz ki
anlatıldığı kadar kolay değil ama Sezgin bu dili öğrenmiş ve bu iş artık onun için
çocuk oyuncağı!
Sezgin’in anlattıkları bitince annesi Gülistan (Yıldırım) alıyor sözü, o da bugün
hâlâ pek çoklarının terk ettiği bir geleneği, halı dokumayı daha yavaş ama bağlı-
lıkla sürdürdüğünü paylaşıyor: “Kendi evimdeyken bir ayda, 15-20 günde kesiyor-
duk. Ama şimdi bir senede, iki senede zor kesiyoruz. Şimdi arıya gidiyoruz yaz
geldi mi. Ondan sonra güze doğru geliyoruz buraya. Zeytin, tamamsa iş bitiyor
zaten. Halı da arada bir meşgale oluyor.”
Yıldırım ailesinin evinden ayrılmak pek kolay olmuyor. Akşam yemeğine kalmamız
için ısrar ediliyor. Nezaketle teşekkür ediyor, “Gezecek koca bir Fesleğen köyümüz
var.” diyerek yola devam ediyoruz. Bir sonraki durağımız köy ruhunun tüm katman-
larını üzerinde taşıyan bir yer; Kara ailesinin evi. Daha bahçesinden başlıyor bu evin
hikayesi. Ağaçlar meyve vermiş, toprağın bereketi gözümüzün önünde. Bir yanda
serbestçe dolanan küçükbaş hayvanlar… Bahçenin biraz ilerisinde, meraklı gözlerle
bizi izleyen büyükbaşlar ahırın kapısında. Balkonda ise her an her işte kullanılmaya
hazır kap kacak… Kara ailesinin evi, sanki gezdiğimiz tüm evlerin, dinlediğimiz tüm
hikayelerin, tanık olduğumuz tüm detayların toplamı gibi.
231

