Page 272 - BizimKöylerimiz
P. 272
KUL T AK
Bakiye Teyze ve Hasan Gölgesinde serinlediğimiz zeytin ağacını merak edip soruyoruz. Gülfider Teyze,
Amca, birbirine omuz çocukluğuna duyduğu özlemle anlatmaya başlıyor: “Ben bildim bileli var. İlko-
vermenin, tek başına
yetemediklerinde kuldayken saklambaç oynardık, bir arkadaşımla ağacın kovuğuna girmiştik de
yanlarında birinin kimse bizi bulamamıştı. Sonra birden fırlayıp ‘Aha! Bizi bulamadınız!’ diye güle
olacağının verdiği
güvenin, hayatın güle okula varmıştık.” Anılara eşlik eden ağaç, yalnızca bir zeytin değil; çocukluk
ağırlığını hafiflettiğini günlerinin, geçmişin, belki de zamanın içinde saklanmış bir hatıra kutusu gibi du-
anlatıyorlar.
ruyor karşımızda. Hüsnü Amca, hafif bir gülümsemeyle söze giriyor: “Bu zeytinin
kaç yıllık olduğunu bilen yok. Burası önce Gülfider’in nenesinden halasına miras
kaldı, sonra ben halasından parayla aldım.” Sözlerinde hem mülkiyetin ciddiyeti
hem de geçmişten geleceğe süregelen bir bağın nahifliği var. Zeytin ağacı ise
hâlâ yerinde, geçmişi sessizce saklıyor.
Yol üzerinde, bahçesindeki tavukları ve horozlarıyla huzur içinde yaşayan Nevcan
(Yağlıdağ) Abla’yı görüyoruz. Bahçesinde soluklanırken ayaküstü sohbete koyulu-
yoruz. Doğup büyüdüğü mahalleye gelin geldiğini, henüz 17’sinde anne olduğu-
nu anlatıyor. Yıllarca orakçılık, zeytincilik, hayvancılık yaptığını; 1990’lı yıllarda ise
halıcılıkla uğraştığını öğreniyoruz: “Köy hayatı işte, (i)rezillik... Ama buna da çok
şükür ya!” diye söylenirken yüzündeki ifadeden yaşamının pek de kolay olmadı-
ğını anlıyoruz. Geçmişe duyduğu özlem bir anda kelimelerine sızıyor: “Tamam,
şimdi her şey var, bolluk var ama o yıllar daha güzeldi. İnsan özlüyor geçmişini.”
268

