Page 273 - BizimKöylerimiz
P. 273
Nevcan Abla’nın sesi, zamanın akışında saklı bir hüznü taşıyor. “Özlüyorum ya
ben gençliğimi, çocukluğumu… İnsan özlemez mi?” diye sorduğunda, o özlemin
sadece bir hatıraya değil, bir döneme, bir yaşam biçimine olduğunu hissediyo-
ruz. Sohbetin sonunda derin bir iç çekerek ekliyor: “Şimdiki aklım olsaydı okuma-
yı çok isterdim.” Bu cümle, sohbetin içinde en ağır basan duygu olarak zihnimiz-
de yankılanıyor.
Nevcan Abla’nın her şeye rağmen hayata umutla bakan gözlerine veda edip
Kultak’ı adımlamaya devam ediyoruz. Yine bir zeytinliğin içindeyiz, yine bir çiftle
sohbete koyuluyoruz. Bakiye (Uzun) Teyze, derin bir iç çekerek, “Bizim ço-
cukluğumuz iyiydi de bundan sonra çocuk olmak çok zor.” sözleriyle değişen
yaşam koşullarının zorluklarına dikkat çekerek başlıyor söze. Ardından, yaşan-
tısını özetleyen birkaç kelimeyle devam ediyor: “Zeytinle uğraşıyoruz, bir tane
ineğim var, başka bir şeyim yok.” Tam o sırada Hasan (Uzun) Amca söze giriyor:
“Çocukluğumuz elbette bugünkü gibi değildi, o zaman da yoksulluk vardı ama
biz çocukluğumuzu yaşadık. Şimdi hayat çok daha zor.” diye ekleyerek eşinin
sözlerini destekliyor. Her şeye rağmen, köylüler arasındaki dayanışmanın yaşamı
kolaylaştırdığını vurgulamayı da ihmal etmiyorlar. Birbirine omuz vermenin, tek
başına yetemediklerinde yanlarında birinin olacağının verdiği güvenin, hayatın
ağırlığını hafiflettiğini anlatıyorlar.
Kultak’taki ziyaretimiz bu sohbetle son buluyor. Burada attığımız her adımda Kultak’ta attığımız her adımda
geçmişin izlerini, dinlediğimiz her hikayede yaşamın zorluklarını hissediyoruz. En geçmişin izlerini, dinlediğimiz
her hikayede yaşamın
çok da bunca yaşanmışlığın ağırlığını taşıyan yüzlerdeki gülümsemeye takılıyor zorluklarını hissediyoruz. En
gözlerimiz. O gülümseme, zamanın aşındıramadığı bir şeyin, dayanışmanın, pay- çok da bunca yaşanmışlığın
ağırlığını taşıyan yüzlerdeki
laşmanın ve bir arada olmanın getirdiği iç huzurun en yalın ifadesi oluyor. gülümsemeye takılıyor
gözlerimiz.
269

