Page 271 - BizimKöylerimiz
P. 271
Sohbete kısa bir ara verip Hüsnü Muhtar’la köyde dolaşmaya başlıyoruz. Köy kah-
vesinin hemen karşısında, zeytin ağaçlarının gölgesinde sessizce çalışan bir çift
dikkatimizi çekiyor. Usulca yanlarına yaklaşıyoruz. Hüsnü (Akyürek) Amca, topra-
ğın derinlerine kök salmış geçmişi anlatmaya koyuluyor: “Köyde hemen herkes
birbiriyle akraba. Bizim dedelerimiz Dalaman’dan gelme, Sarıkeçili Yörüklerinden.
Onlar nasıl gelmişler? Vaktiyle, 700 dönüm mü, daha mı fazla bilinmez, büyük bir
yerleri varmış. Ama vergileri ödeyemeyince kaçmışlar oralardan. Nerede su var,
nerede dağlık arazi, oraya yerleşmişler.”
Gülfider (Akyürek) Teyze, Hüsnü Amca’nın sözlerine kendi hatıralarıyla eşlik edi-
yor: “Biz çocukken hayvan güderek büyüdük. Ama şimdi her yer meyve bahçesi,
zeytinlik oldu. Nesil değiştikçe, araziler zeytinle doldukça eskisi gibi rençberlik
yapamaz olduk. Zaten ne yaparsak el gücüyle yapıyoruz.” Birden bire sesi hafifçe
titriyor, yüzü hüzünle gölgeleniyor. Ardından kelimeleri bizi zamanda geriye gö-
türen bir yolculuğa çıkarıyor: “Çocukluğum çok da iyi değildi, (i)rezil geçti. Daha
7-8 yaşına varmadan ekmek yapmayı öğrendim. Allah nurlar içinde yatırsın, ba-
baannem büyüttü beni. İlkokulu bitirdim, çok başarılıydım o zaman. Ama babam
okutmadı. Yıllarca okul rüyalarıma girdi, 15-16 yaşına kadar her gece. 27 yaşında
evlendim.” diyor. Eliyle Hüsnü Amca’yı işaret ederek devam ediyor: “Bu da okul
arkadaşımdı. Vaktiyle hayvanları birlikte güderdik.” Zeytin ağaçlarının arasına karı-
şan sesi, bir hayatın özeti gibi havada asılı kalıyor.
267

