Page 298 - BizimKöylerimiz
P. 298

ASLAN Y AKASI
















































                                                   O konuşurken gülümsemesiyle ışıldayan kalbi de kelimelerine yansıyor: “Ben
                                                   yavrum Kalınağıllıyım… Beni buraya dayım getirdi.” 13 yaşında gelin edilmiş olma-
                                                   yı içinde bir yara gibi anlatıyor. “Benim adamdan hiç şikayetim yoktur. Çok iyidir,
                                                   çok yağızdır. Şimdi ben ölüyorum dedim mi, ‘Sen öleceğine ben öleyim.’ diyor
                                                   bana.” sözlerinden o yarayı sevgiyle sardığını seziyoruz.


                                                   Gülsüm Anne’nin enerjisi o kadar güçlü hissediliyor ki karşımızda durmaksızın
                                                   işleyen bir yaşam olduğunu hissedebiliyoruz. “Ben hiç durmam.” diyor, içten bir
                                                   gülümsemeyle. “Bak şimdiye kadar yağmur yağmasaydı, aşağılardaydım. Bizim
                                                   eski ev hemen hemen yarım saatlik yayan gidersen, ta yukarıda. Ne kadar halı
                                                   dokudum; çok dokuduk, çok. Kızlarımın halısı hep benim elimden geçti. İplerini
                                                   ben yapardım ama pazardan da aldırırdım, her birini kendim eğirmezdim. De-
                                                   denin kilimi… Hâlâ durur. Ama ona anası dokumuş, ben gelin gelmezden evvel.
                                                   Ben katiyen onu kullanmam. İşte böyle vakitler geçirdim ben.” diyor. Bahsettiği
                                                   vakitler çalışmayla, üretmeyle, adanmışlıkla geçen ömrü aslında.

                                                   Ulaş’tan Aslan Yakası’na gelin gelen Gülten (Bencikli) Teyze de sesiyle geçmişin
                                                   perdelerini aralıyor: “Üç gün düğün yapıldı çocuğum. Beni atla getirecek oldular,
               İbrahim Dayı, köyde olup            ben ata binmeyeceğim dedim, arabayla geldim. O zamanlarda cereyan yoktu
                biteni sistematik şekilde          yavrum. Ateş yakardık düğünlerde, onun başında dolanırdı millet. Buraya gelin
                kayda geçiren bir hafıza
               aslında; belki de bu köyün          geldik. Benim rahmetli 24 sene oldu vefat edeli. Bu ev zaten rahmetlinin karde-
             vakanüvisi. 1941 doğumlu ve           şinin eviydi, o Milas’a gitti. Burayı bunlar aldılar. Hani ana kız gibi bir şeyizdir. Birbi-
              1954’ten bu yana tuttukları          rimizin yanına gelir gideriz.” Gülten Teyze’nin anlattıklarında dostluğun öyküsü de
              defterlerle zamanın ruhunu
                       takip ediyor.               var.





            294
   293   294   295   296   297   298   299   300   301   302   303