Page 294 - BizimKöylerimiz
P. 294

ASLAN Y AKASI
















































                                                   Çok sonradan gelinmiş. Hatta orada Yunanlılar yaşamış, mübadeleden kalma
                                                   kalıntılar var. Dedem o dağın başından eşekle yarım saatlik mesafeye tarla işi
                                                   yapmaya gidermiş. Ben şimdi karşı tarlaya gitsem, elime çapa alsam, yapamam.”
                                                   Bu sözler hem günümüze hem de yaşamın ritmine bir eleştiri gibi.


                                                   Köyün adının hikayesinde de bir efsane havası seziliyor: “Eskiden Aslan Yaylası
                                                   olarak geçermiş. Herhalde aslanlar mı yaşıyormuş nedir ama köyün içinde çakal-
                                                   lar çok. Hatta çakalların sesini taklit edip de onları çağıran biri bile yaşamış köyde.
                                                   Aslan Yaylası, sonra Aslan Yatağı, dönüşe dönüşe bugünkü halini almış. Bize, sizin
                                                   soyadı da oradan mı geliyor, diyorlar. Herhalde köyün ilk yerleşimcilerinden biri
                                                   biziz. Aslında bizim köken Burdur tarafı, Sarıkeçili Yörüklerindeniz. Oradan göç-
                                                   me. Bizim sülalenin köpekleri çokmuş, o yüzden ‘Köpekçiler’ sülalesi olarak da
                                                   biliniriz.” Bu bilgiler köyün hafızasında nelerin, kimlerin yer aldığını gösteriyor.

                                                   Behiye Anne ve Yaşar Amca’yla yaptığımız uzun sohbetlerin ardından küçük
                                                   bir veda ritüeli gerçekleşiyor. Behiye Anne, elimiz boş gitmeyelim diye özenle
                                                   kuruttuğu acı biberlerden bir poşet hazırlıyor; yanında bir kavanoz toz biber de
                 Gülten Teyze, ‘Üç gün             ekleyerek bizi yolcu ediyor. Hacer Abla da evine kadar bizimle yola devam edi-
                düğün yapıldı. Beni atla
               getirecek oldular, ben ata          yor, her adımda anıları bizimle paylaşıp evine çekiliyor.
                 binmeyeceğim dedim,
                   arabayla geldim. O              Aza Mehmet’le köyün hafızası için önemli bir yeri olan İbrahim (Ada) Dayı’nın
              zamanlarda cereyan yoktu.
               Ateş yakardık düğünlerde,           evine varıyoruz. Bahçedeki rengarenk sandalyeler yağmurdan ıslanmasın diye
                onun başında dolanırdı             ters çevrilmiş. Üzerlerinde orada oturmuş insanların sesi, kahkahası, sohbeti
               millet.’ diye anlatıyor eski
                          adetleri.                sinmiş gibi. İçeri adım attığımızda Gülsüm (Ada) Anne bizi sıcaklığıyla karşılıyor.





            290
   289   290   291   292   293   294   295   296   297   298   299