Page 290 - BizimKöylerimiz
P. 290

ASLAN YAKASI




















                                                   Burası Aslan Yakası; sessiz, sakin, kendi halinde. Bu dinginliğin sebebini yağışlı
                                                   havaya ve zeytin mevsiminin telaşına yoruyoruz. Köyü adımladıkça öğreniyoruz
                                                   ki içinde yalnızca 15 hane var. Yerleşimin dağınık yapısı, bu sessizliğin en büyük
                                                   nedeni. Yol üstüne, çevredeki yeni yapılaşmalara, sonradan yerleşenlere baktığı-
                                                   mızda tablo biraz değişiyor ve nüfus 200 kişiye yaklaşıyor.


                                                   Hava soğuk. Yağmur, gökyüzünden sivri dikenler gibi düşüyor üzerimize. Gri
                                                   bulutlar, yakında kopacak bir gök gürültüsünün sessiz habercisi gibi… Bu yüzden
                                                   meydanda, köyün azalarından Mehmet Arslan’ı beklerken fazla oyalanmıyoruz.
                                                   Gözlerimiz etrafı hızlıca kolaçan ediyor, belleğimiz ayrıntıları toplamaya başlıyor.
                                                   Köyün sessiz camisi, kapısı artık açılmayan eski köy konağı, neredeyse her köyde
                                                   bir iz bırakan pembe begonviller, şemsiyesi elinde traktörünü süren bir köylü,
                                                   yağmurla inatlaşırcasına balkonda kurumaya çalışan çamaşırlar, yemeklere lezzet
                                                   katacak kurutulmuş biberler... Kısacık bir ana çokça izlenim sığdırıyoruz.

                                                   Aza geldiği gibi hızlıca bizi bir eve götürüyor. Aslan Yakası’ndaki ilk durağımız
                                                   küçük, sade ve sıcacık bir oda. Yerde, taş ocağın yanına kuruluyoruz. Burada
                                                   tanıştığımız insanların bakışlarındaki içtenlikle ısınıyoruz. Behiye (Çelikdemir)
                                                   Anne ocağın başına ilişince, odanın asıl sahibi olan kedi yön değiştirip kucağına
                                                   kıvrılıyor. Gözleriyle konuşmaları takip ederek sohbete dahil oluyor. Derken Yaşar
                                                   (Çelikdemir) Amca içeri giriyor, göz ucuyla odayı süzüp, “Niye klimalı odaya
                                                   almadın misafirleri?” diye soruyor. “Burası bizim için en iyisi… Asıl sıcaklık burada.”
                                                   diye cevaplıyoruz.

                                                   Behiye Anne ve Yaşar Amca, 85’i çoktan geride bırakmışlar. Henüz ilk kelimeden
                                                   geçmişin kapısı aralanıyor. Behiye Anne kelimelerine bir ömür sığdırarak anlat-
                                                   maya başlıyor: “Evveli rençberdik. Arpa ekerdik, bunlarla ilgilenirdik. İyiydi evveli.
                                                   Tütün işlerdik. Tütün parasıyla… Üç tane çocuğum var; bir oğlan, iki kız… Onları
                                                   baş göz ettik. Ama şimdi? Şimdi gübre olunca hiçbir şeyin tadı kalmadı. Çok
                  Köyü adımladıkça
               öğreniyoruz ki içinde               ama tadı yok.” Bir dönemin hem geçim hem umut kaynağı olmuş tütün, şimdi
             yalnızca 15 hane var. Yol             yalnızca cümlelerde geçmiş zaman ekiyle anılıyor. Derken konu halıcılığa geliyor.
               üstüne, çevredeki yeni
              yapılaşmalara, sonradan              “Halı dokurdum. Kendimiz boyardık kök boyasıyla. Boyacı boyası soluveriyor ya.”
             yerleşenlere baktığımızda             İşte burada yeni bir bilgi çıkıyor karşımıza. Kimi kök boyasıyla kendi boyar kimi
                tablo biraz değişiyor              boyacıya boyatır kimi de hazır renkli ip alır. Herkesin kendince bir tarzı varmış
                 ve nüfus 200 kişiye
                      yaklaşıyor.                  demek ki.





            286
   285   286   287   288   289   290   291   292   293   294   295