Page 92 - BizimKöylerimiz
P. 92
ÇAMLI CA
Muhtarın evindeki ziyaretimiz, üç liraymış. Atatürk, ‘Kendine bakacak bir kimseyle evlenecek,’ demiş. İşte o
aile albümünü inceleyerek
geçmişe yaptığımız kısa bir zaman anamı Alatepe’den alıp düğün etmişler.” Ali Amca’nın anlattığı, savaşın
yolculukla sona eriyor. gölgesinde şekillenen bir hayatın izlerini taşıyan bu hikayeyi sessizce dinliyoruz.
Çamlıca’nın eski hallerini de Ali Amca’dan dinlemek gerek tabii. “Köyde ne olacak
ya!” diye hayıflanarak söze giren Ali Amca, büyüklerinin yaşadığı yokluğu şu
sözlerle anlatıyor: “Rahmetli dedem, ‘Ayağımın altına çok keçe sardım da dağlar-
da gezdim.’ derdi. Ayaklarının altı nasır olurdu yalınayak gezmekten… Şimdi öyle
mi canım? Bebeğe doğar doğmaz; çocukluğunda, büyüyünce, hatta yaşlanınca
giyeceği bile alınıyor.” Sohbet ilerledikçe biraz da torunlarından söz ediyor.
Derken Ali Amca’nın manilerinin de meşhur olduğunu öğreniyoruz. İnciler birbiri
ardına dökülmeye başlıyor.
Aşıkların güzeli
Neredeydin ezeli
Nerede olsa severler
Senin gibi güzeli
Karşımızda, bu işte usta bir isim olduğunu kısa sürede anlıyoruz. Ali Amca, her
isme, her konuya özel mani yazabiliyor. Bir yandan şaşkınlık içinde, bir yandan
da yüzümüzde kocaman bir tebessümle onu dinliyoruz. Yeteneğinin farkında
olan Ali Amca, şaşkınlığımızı gururla karşılıyor ve gülümseyerek, “Gülün bakalım,
gülün…” diyor. Ardından, köyüne özel manisini de içtenlikle paylaşıyor:
Ekin ektim düzlere
Diken oldum gözlere
İşte biz gidiyoruz
Çamlıca kalsın sizlere
Muhtarın evindeki ziyaretimiz, aile albümünü inceleyerek geçmişe yaptığımız
kısa bir yolculukla sona eriyor. Ali Amca’yla istemeyerek de olsa vedalaşıyor,
Çamlıca’daki diğer hikayeleri dinlemek üzere yola koyuluyoruz.
Yoğunoluk’tan Çamlıca’ya 25 yıl önce gelin gelen Nebahat (Aser) Abla’nın evinin
önünden geçerken bahçesinin ihtişamı dikkatimizi çekiyor. Yöreye özgü bir ifa-
deyle, “Misafir kabul eden mi?” diye sesleniyoruz. Bizi içeri buyur eden Nebahat
Abla, göz ucuyla kızı Buse’ye mesajı veriyor ve binbir emekle baktığı bahçesinin
serinliğinde ağırlıyor bizi. Sohbete, “Kasımpatılarım benim boyumu geçiyordu,
bu sene olmadı. Ben de pek ilgilenemedim.” diyerek başlıyor. Buse, 40 yıllık hatırı
kalacak kahveleri getirirken Nebahat Abla, derin bir iç çekerek ekliyor: “Pandemi-
den mi bilmiyorum ama herkes biraz kendi içine çekildi. Bu mahallede eskiden
kimseye, ‘Ben geliyorum.’ diye haber verilmezdi. Ama artık herkes mecburen
davet bekliyor.” Bir zamanların samimi, kapısı her an çalınabilen evlerinin yerini,
temkinli buluşmaların aldığına dair hüzünlü bir tespit bu…
Buse ise Güvercinlik’te çalıştığı için Milas’ta yaşadığını ancak her fırsatta köyüne
dönmekten büyük keyif aldığını anlatıyor. “Burasının bizim için yeri her zaman
ayrı.” diyen Buse, Çamlıca’daki günlerinin nasıl geçtiğini şu sözlerle aktarıyor:
88

