Page 90 - BizimKöylerimiz
P. 90

ÇAMLICA




















                                                   Milas’a yaklaşık 50 kilometre mesafede yer alan, meyve ağaçlarının canlı tonla-
                                                   rıyla bezeli ve denize nazır konumuyla maviyle yeşili harmanlayan Çamlıca’dayız.
                                                   Tarihte Kızılca olarak bilinen bu köy, aynı adı taşıyan farklı yerleşimlerle karışma-
                                                   ması adına 1954 yılında Çamlıca adını almış.


                                                   Köyün sosyal yaşamının merkezi olan kahvehaneler pandemi sürecinde kapandığı
                                                   için ziyaretimize üç dönemdir muhtarlık görevini sürdüren Süleyman Öz’ün evinden
                                                   başlıyoruz. 90 haneye ve 260 kişilik bir nüfusa sahip bu küçük köyde, zeytincilik ve
                                                   hayvancılıkla uğraşan sakinlerin çoğunluğunu emekliler oluşturuyor.


                                                   “Atalarımız buraya gelip en güzel yere yerleşmiş,” diyen Süleyman Muhtar, kö-
                                                   yün tarihine dair yazılı kaynakların sınırlı olduğunu ancak çevrede eski yerleşim
                                                   izlerine rastlandığını aktarıyor. Köyün eski zamanlarını ise, “Çocukluğumuzda
                                                   buralarda hayvancılık yapardık. Şimdiki gibi traktör mü vardı? Tarlaları kara saban
                                                   ve öküzle sürer, hasadı çuvallara doldurup atlarla, eşeklerle taşırdık. Zeytinler fab-
                                                   rikada elle sıkılırdı.” diyerek anlatırken geçmişin zorlu koşullarına da ışık tutuyor.


                                                   Sabahın serinliğinde, muhtarın evinin bahçesinde meyve ağaçları ve yeni kurulan
                                                   zeytin bidonları arasında, sıcacık bir çay eşliğinde süren sohbetimize Nuray (Öz)
                                                   Abla da katılıyor. Süleyman Muhtar’la 1987’de evlendiklerini belirttikten sonra,
                                                   yaşamını şu sözlerle özetliyor: “Ben bu eve gelin geldim; halı dokudum, inek
                                                   besledim, zeytincilik yaptım, ovalarda susam yoldum. Çocuklarım doğdu; onları
                                                   büyüttük, okuttuk, ikisi de santralde işe başladılar. İşte böyle geçindik, gittik.”
                                                   Bugünlerde nasıl bir yaşam sürdüklerini ise esprili bir dille anlatıyor: “Şimdi ko-
                                                   cadık gari! Beyim emekli oldu, anca evimizde zeytin yapıyoruz. Bahçemizde bol
                                                   bol tavuğumuz var. Ama ineğimizden vazgeçmiyoruz; sütümüz, yoğurdumuz
                                                   ondan...” Geçmişin emeğiyle yoğrulmuş bu sade ve doğal yaşam, Nuray Abla’nın
                                                   kelimeleriyle somutlaşan bir tablo gibi gözlerimizin önünde hayat buluyor.

                Meyve ağaçlarının canlı
               tonlarıyla bezeli ve denize         Sohbetimiz sürerken güler yüzüyle Ali (Öz) Amca merdivenlerden inip yavaşça
               nazır konumuyla maviyle             yanımıza yaklaşıyor. Yaşını merak edince, bizi tarihin derinliklerine götürerek
             yeşili harmanlayan Çamlıca,
            tarihte Kızılca olarak bilinirmiş      anlatmaya başlıyor: “Benim iki yaşım var. Doğum yaşım 88, yazılışı 39. Şimdi
                ve aynı adı taşıyan farklı         bana, ‘Niye böyle?’ diye soracaksınız. Babam yedi sene askerlik yapmış. Balkan
               yerleşimlerle karışmaması           Harbi’nde, Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale Muharebelerinde savaşmış. En
               adına 1954 yılında bu adı
                           almış.                  sonunda kurşun şakağından girmiş, iki gözünü alıp çekip gitmiş. O zaman aylığı





            86
   85   86   87   88   89   90   91   92   93   94   95