Page 138 - BizimKöylerimiz
P. 138
PİN AR K Ö Y
ondan karşılardık. Saçaklarından kök boya yapardık. Saman bittiği zaman çuval-
lara pînar yaprağını doldurur; öküzlere, diğer hayvanlara yem olarak verirdik. Bu
ağacın ekildiği toprak da kendisi gibi sağlamdır. Ama dericilikte meşe palamudu
kadar yaygın kullanılmaz.” Pînar ağacının köylünün gündelik yaşamında önemli
bir yeri olduğunu anlıyoruz.
Sohbet derinleşirken, daha önce Ege Üniversitesi’nin öğretim kadrosunda yer
aldığını öğrendiğimiz Dursun (Kocataş) Hoca söze giriyor ve konuyu değiştirerek
köy gezimiz sırasında dikkatimizi çeken cami hakkında bilgi veriyor: “Burada ol-
dukça eski bir cami var. Selçuklular Dönemi’ne ait olduğu söyleniyor; mimarisi ve
minare yapısı bunu düşündürüyor. Yaklaşık 800 yıllık bir geçmişi olabilir. 2017 yı-
lında restore edildi. Bunun evveliyatı da vardır muhakkak, onu tarihsel olarak bile-
miyoruz ama bu köy eski yerleşim yerlerinden bir tanesi.” Dursun Hoca, sözlerini
şöyle sürdürüyor: “Eskiden su ihtiyacı için 10 kilometre yukarıdan arkla su getir-
mişler. O dönemlerde ne boru var ne metal ne plastik… Bu su hem hamama gi-
der hem içme suyu olarak kullanılırmış.” Ardından konuyu sosyolojik bir bağlama
taşıyor: “Yörükler, geçimlerini hayvancılıkla sağladıkları için yaylım alanları elverişli
olan bu bölgeye yoğun şekilde yerleşmişler. Muğla genelinde üç ana etnik köken
öne çıkar: Nogaylar, Tatarlar ve Yörükler. Bu köyde Yörük nüfusu baskın. Tatarlar
ve Nogaylar daha yukarı kesimlerde, Göktepe çevresine yerleşmiş. Hatta eskiden
Marcal Bölgesi dediğimiz, 10 kilometre yukarıdaki alanda yaşayanlar daha sonra
Bodrum taraflarına göç etmiş.” Son olarak geçmişten bugüne değişimi anlatıyor:
“1960’lı yıllarda, bu köylerde zengin-fakir ayrımı olmaksızın neredeyse her hane-
de 50’den fazla keçi vardı. Zamanla yaylım alanları çam ormanlarıyla daralınca
134

