Page 140 - BizimKöylerimiz
P. 140
PİN AR K Ö Y
Sohbetimizin sıcaklığı çevre masalara da yayılmışken bir başka masada oturan
Mustafa (Subaşı) Dayı’yı masamıza davet ediyoruz. 1944 doğumlu Mustafa Dayı
söze giriyor; kelimeleri hem yavaş hem de yürekten: “Doğduğumuz, doyduğu-
muz yer burası.” diyor. Ardından ekliyor: “Burası çoban köyüdür aslında; keçi de
vardı, deve de vardı, kısrak da… Vardı da vardı! Ben de yaptım bir müddet çoban-
lık.” Bu cümlelerin ardından masadakilerden biri usulca uyarıyor bizi ve Mustafa
Dayı’yı fazla yormamamız gerektiğini hatırlatıyor. Onun da sesinden anlaşılıyor
zaten; kelimeleri yorgun. Bu yüzden sohbeti daha fazla uzatmıyor, Mustafa Da-
yı’ya teşekkür ediyoruz.
Ali Faik Hoca yeniden sözü alıyor; bu kez biraz daha sitemkar: “Biz, oturduğumuz
yeri küçümseyen insanlarız. Asıl sıkıntı burada başlıyor. Çünkü huyu buharlaşan
insanın suyu da buharlaşır. Rahmetli dedem derdi ki: ‘Oğlum, bak buralar -Milas,
Selimiye, Güllük, Pinar- vaktiyle düşman eline geçmesin diye kendi kendine imha
edilmiş.’ Düşünsenize, korumak için yok etmişiz. Zamanla köylerimizi atıl hale
getirmişiz. Köyleri atıllaşan bir toplum ne olur? Üretimden men edilir. Biz hem
kendimizi hem insanlığı dışa bağımlı hale getirdik.” Masada oturan Suat (Gezer)
Abi de hocayı başıyla onaylıyor. Sözler ağır ama yerli yerinde…
Kahvedeki sohbeti tamamlayıp rotamızı Pinar ve Çevresi Tarımsal Kalkınma
Kooperatifi Bal Paketleme ve Petek Baskı Tesisi’ne çeviriyoruz. Tesisin kapısında
kooperatifin Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kıvrak’la tanışıyoruz; bizi içeri davet
ediyor ve paslanmaz çelik tanklardan petek baskı alanlarına kadar tüm üniteleri
tek tek tanıtıyor. Turun ardından detayları dinliyoruz: “Eskiden burada herkes bal
yapardı. Şimdi geriye iki-üç kişi kaldı. Biz de herkesin balını alamıyoruz. Ancak
satabildiğimiz ölçüde ve kooperatifin ekonomik gücü doğrultusunda tahlil yaptı-
rarak alım yapabiliyoruz. Sezonda 250-300 teneke bal anca satabiliyoruz. Doğa
136

