Page 139 - BizimKöylerimiz
P. 139

bu gelenek de yavaş yavaş sona erdi.” Dursun Hoca’nın sözleri, çok katmanlı bir                  Köylülerden biri, ‘Bu
                                                                                                         sarnıçların her biri nereden
            belleğin izlerini taşıyor.                                                                 baksan 50 ila 100 ton su alır.’
                                                                                                         diyerek bilgilendiriyor bizi.
            Bir anda masadan biri daha söze karışıyor; hafızasından kopup gelen bir ger-               Ali Faik Hoca ise her sarnıcın
                                                                                                          300 ton su alabildiğini ve
            çekliği savunuyor: “Belki bir milyona yakın hayvan vardı o zamanlar, özellikle de            bunun ölçümünü yaptığını
            keçi…” diyor ve ekliyor: “Oralarda otlanırlardı. Gerçekten fidan yeselerdi bugün                        söylüyor.
            buralarda tek bir orman kalmazdı.”

            Bir başkası daha söze katılıyor, geçmişin ihtiyaçlarına dair bir saptamayı payla-
            şıyor: “O dönemlerde hayvancılık çok yoğundu, haliyle suya ihtiyaç da fazlaydı.
            Bu sarnıçlar öyle küçümsenecek yapılar değil; her biri nereden baksan 50 ila 100
            ton su alır.” Bu sözler üzerine, sarnıçlar hakkında detaylı araştırmalar yaptığını
            daha önce belirten Ali Faik Hoca yeniden sohbete dahil oluyor. Bilgiyi tutkuyla
            harmanlayarak anlatıyor: “Ben imam hatip mezunuyum. Camide imamlık yapma-
            dım çünkü toplumda imamlığı önemserim. O yüzden ‘hoca’ derler bana. Günü-
            müzde bir çeşmeden su akmıyorsa, kabahati hemen çeşmede buluyoruz. Oysa
            bizim suyumuz, daha önce de söylendiği gibi, dışarıdan geliyor. Su dışarıdan
            gelince insanlar da o suyun çevresinde, çeşmeye yakın konaklamaya başlıyor. Bu
            bölgede yerleşim alanı dar ama yaylım arazisi geniş. Hani gümrüklerde serbest
            bölge var ya, burada da adeta serbest hayvancılık yapılmış. Fakat zamanla insan-
            lar yozlaştı; şimdi suçu ormana atıyoruz, hayvanları da sattık. Aslında oturduğu-
            muz coğrafyanın ne kültürünü biliyoruz ne de kıymetini.” Sözleri günümüzün
            sorumluluk anlayışına dair eleştirel bir pencere açarken devam ediyor: “1993
            yılında Pinarköy’e su geldiğinde dönemin muhtarına ve ihtiyar heyetine, ‘Gelin,
            eski suları kaybetmeyelim. Çünkü bu sarnıçlar, köyün omuzlarında büyük bir
            yüktür; geçmişten bugüne taşınmış bir emanettir. Her birimizin evinin önünde bir
            dönümlük alan var, bunları tarımsal sulamaya açalım.’ dedim. O dönemde gün-
            lük 70 tonluk su kapasitesi vardı.” Bir süre sonra anlattıklarına sitem eşlik etmeye
            başlıyor: “Sonra fark ettim ki insanlar yaşadığı yere kalıcı gözüyle bakmıyor. Sanki
            bu topraklarda misafir gibiler; fırsatını bulan kaçmak istiyor. Bu zihniyet, sarnıçla-
            rın neredeyse yok edilmesine kadar vardı. Yıkılmalarına ramak kalmıştı. Müdahale
            ettik, tamiratlarını yaptık. Arkeologlar neredeyse beni mahkemeye vereceklerdi;
            izinsiz müdahale diye. Ama yıkılsaydı çok mu iyiydi?” Sarnıcın üzerine astığı, bir
            kültürel uyarı, bir hatırlatma niteliği taşıyan yazıya dair bilgi de paylaşıyor: “En
            sonunda üzerine şu cümleyi yazdım: ‘Adım Sarnıç, soyadım Çöp Dolmaz, Su
            Dolar.’ Ama biz ne yaptık? Suyu değil, çöpü doldurduk. Hem de gereksinimin
            ötesinde hoyratça kullanarak. Muğla bölgesinde bu sarnıçlar çok önemlidir;
            Rodos, Girit bu sarnıçlar sayesinde alınmış. Ölçümünü yaptım, bir basamak yak-
            laşık 50 ton alıyor. Tüm yapının kapasitesi 300 tona ulaşıyor.” Ali Faik Hoca’dan
            dinlediklerimiz bu altyapı mirasının önemini, geçmişe duyulan saygıyı, toprağa ve
            suya dair sorumluluğu bir kez daha hatırlatıyor.

            Sohbet derinleştikçe masaya katılmak isteyenlerin sayısı da artıyor. Anılar, bilgiler
            ve gözlemler birbirine eklenirken bir başkası söze girip, “Şimdi bu sarnıçlar, sade-
            ce bir köyün değil, bu bölgenin su ihtiyacını karşılayan yapılar. Öyle birkaç tane
            değil; Bodrum’dan başlayıp ta Muğla’nın üst tarafındaki Göktepe’ye kadar devam
            eder. Üstelik çoğu hâlâ ayakta.” Bu sözlerden sarnıçların bölgesel bir öneme
            sahip olduğunu daha iyi anlıyoruz.







                                                                                                                        135
   134   135   136   137   138   139   140   141   142   143   144