Page 279 - BizimKöylerimiz
P. 279
Mehmet Amca, ‘Yirmi sene
hiç gelmedim buraya. Ama
ne olursa olsun, köyüm yine
köyüm! Evveli gün Trakya’dan
bir arkadaşım geldi, bu
köyde insan yüz yaşına kadar
yaşar, dedi. Doğru söylüyor,
köyümüz bir tane.’ sözleriyle
köyüne bağlılığını anlatıyor.
burada; ataları burada, anne baba burada, akrabalar burada... O yüzden hiç kim-
se köyünü terk etmiyor.” Anlıyoruz ki Ulaş; dönüp gelinen bir başlangıç noktası.
Durmuş Muhtar’ın sözlerinden düğünlerin Ulaş’ta ne kadar önemli olduğunu
hissediyoruz. Biz de bu sefer düğünleri soruyoruz. “Eskiden dört gün düğün
olurmuş. Biz onların son dönemine denk geldik. Cuma günü başlardı, cumartesi,
pazar... Gelin pazar günü gelirdi. Pazartesi duvak olurdu.” diyerek anlatıyor. Köy-
lünün arasındaki birlikteliği, aidiyeti, samimiyeti düşünerek ekliyor: “O zamanlar
farklıydı ya… Cenazemiz olduğunda üç gün yas olurdu. Televizyon açılmazdı
evlerde. İnsanlar hiçbir yere gitmezdi. Yine de koparmadık biz o bağı. İşimizi de
örfümüzü de tam eskisi gibi olmasa da sürdürüyoruz.”
Geçmişten bugüne kalanları merak ediyoruz. Durmuş Muhtar, süregelen gele-
neklerine sahip çıkan bir gururla paylaşıyor: “Mesela askere giden biri olduğunda,
sabah toplanırız. Merkeze kadar uğurlar, arkasından su dökeriz. Herkes uğurla-
maya gelir.” Ardından söz yine düğünlere getiriyor. “Düğünlerde eskisi gibi köy-
lerde okuntu verilir, dışarıda olanlara ise davetiye göndeririz.” Merakla soruyoruz:
“Nedir bu okuntu?” Durmuş Muhtar detayları tane tane paylaşıyor: “Okuntu, hazır bir
şeyin içine koyulur. Tülbent, basma, peşkir... Üstüne ismini yazarsın, hediye olarak
verirsin.” Belli ki bu gelenek sadece davet etmekten öte, verilen kıymeti de yansıtıyor.
Geçmişin izini sürerken konunun halıya gelmemesi elbette mümkün değil.
Durmuş Muhtar derin bir iç çekerek anlatıyor: “Burada bundan 30 yıl önce her
evde halı vardı. Ama şimdi kalktı, gitti. Zaten değeri kalmadı. Bir halı en az 40-50
günde çözülürdü. Emek isterdi. Kök boyasıyla yapılırdı. Şimdi Milas’ta ip satan bir
tek yer kaldı. Eskiden insanlar ip için sıraya girerdi.” Halının bir kültür, bir gelenek,
bir çeyiz olduğunu anlatıyor: “O zamanlar her anne kızına iki tane halı verirdi. Sa-
tan da olurdu. Milas’ta Hacı İlyas’ta halı pazarı kurulurdu; Türk Hava Kurumu’nun
yanında. Sabah herkes halısını getirirdi oraya. İstanbul’dan toptancılar gelirdi, ora-
dan alırlardı.” Milas halısı her anlatıda farklı bir yönüyle yeniden karşımıza çıkıyor.
275

