Page 281 - BizimKöylerimiz
P. 281

Ekmek pahalıydı, herkes bütçesine göre idare ederdi. Hiç kimse ne gurur ederdi
            ne bir şey çünkü herkes eşitti. Öyle güzel bir ortamdan geçtik biz.” Bu son söz,
            sohbetin özeti gibi.


            Rotamızı bu kez, 1943 doğumlu Abdullah (Yıldırım) Dayı’nın evine çeviriyoruz.
            Evin üst katında bizi karşılıyor. Söze eskilere özlemle başlıyor: “Bizim çocuklu-
            ğumuzda her şey bolluktu. Tamam, (i)rezil de olduk, gece gündüz çalıştık ama
            ağzımızın tadıyla yemek yedik. Kuyu sularından içtik doya doya! Su bulamadığı-
            mızda biriken sulardan bile içtik. Ama şimdi... Tadı tuzu yok.” Bu cümle, bir neslin
            yaşam felsefesini özetliyor aslında. Ardından hayatını bir çırpıda özetliyor: “Benim
            hayatım çalışmakla geçti. Bu evi kendim yaptım ben. 14 sene dağda gezdim
            gece gündüz. Kapısını, penceresini, her şeyini kendim yaptım. Derler ya, çalışan
            demir ışıldar, çalışmayan pas tutar.” Abdullah Dayı, çevresindeki birçok haneye de
            emek vermiş: “Köyde yemeğini yemediğim kişi yoktur. Çevre köylerde de aynı...
            Oralarda da çok iş yaptım. Gecem gündüzüm belirsizdi. Tütün ekerdik, onunla
            geçinirdik. Harçlıkla işler gördük. Dört tane düğün yaptım, hepsini tütünle başar-
            dım. Yaş geldi 80’in üstüne ama Allah’ıma çok şükür.” Yorgunluk nedir bilmeden
            geçen ömürlere bir örnek daha ekliyoruz bu ziyaretimizde.


            Muhtarla köyü gezerken, göze çarpacak kadar yeni bir ev dikkatimizi çekiyor.
            “Misafir kabul eder misiniz?” diye sesleniyoruz. Bir anda kendimizi Günay ailesinin
            evinin bahçesindeki masada buluyoruz. Ev sahibi Tayyip (Günay), geçmişin kapı-
            larını aralıyor: “Daha önceden tütün yapıyorduk. Yazlık evlerimiz olurdu tarlalarda,
            oralarda yaşardık. Su yoktu, kuyulardan çekerdik. Öyle geçti çocukluğumuz…” Bir
            yandan yoklukla bir yandan doğayla iç içe geçmiş bir hikaye… Ardından sözü Ba-
            har (Günay) alıyor ve bizi bambaşka bir pencereye yöneltiyor: “Aydın’dan buraya
            gelin geldim. Eşim gazi… Vurulduktan sonra Milas’ta kalmak istemedi. Biz de bu-
            raya geldik, bu evi yaptırdık ve burada yaşamaya karar verdik. Çok memnunum
            köyde oturduğum için.” Anlattıkları, tersine göçün yaşanmış bir örneği olarak








































                                                                                                                        277
   276   277   278   279   280   281   282   283   284   285   286