Page 280 - BizimKöylerimiz
P. 280

ULAŞ














































            Durmuş Muhtar okuntuya                 Sohbetin ritmi yavaşlıyor; kelimeler yerini sessizliğe bırakıyor. Bu sessizliği fırsat
              dair detayları paylaşıyor:           bilip köyü keşfe çıkıyoruz. İlk durağımız, kahvenin tam karşısındaki ev. Gözümüz
              ‘Okuntu, hazır bir şeyin
               içine koyulur. Tülbent,             bahçedeki ağaca takılıyor. “Tesbih ağacı mı acaba?” diye soruyoruz içimizden;
              basma, peşkir... Üstüne              tanıdık ama emin olamadığımız bir silüet. Bakışlarımızı tüm bahçeye yayıyoruz.
               ismini yazarsın, hediye
                   olarak verirsin.’               Her köşede yeşilin başka bir tonu… Bahçe adeta doğanın eliyle süslenmiş gibi.

                                                   Kapıyı çalıp içeri giriyoruz. Mehmet (Serin) Amca, biraz rahatsız olduğu için ye-
                                                   rinden kalkmadan karşılıyor bizi ve hemen sohbete giriyor: “Eskiden buralar daha
                                                   kalabalıktı, daha şenlikliydi... Şimdi herkes yaştan vefat etti, göçen göçtü, evlenen
                                                   kalktı gitti.” Ardından kendi hikayesini ekliyor: “Ben de gitmiştim, uzun süre yok-
                                                   tum. Yirmi sene hiç gelmedim buraya. İstanbul’da şoförlük yaptım, otobüsçülük
                                                   yaptım. Ama ne olursa olsun, köyüm yine köyüm! Burada yaşanır, İstanbul’da
                                                   yaşanmaz. Evveli gün Trakya’dan bir arkadaşım geldi. ‘Bu köyde insan yüz yaşına
                                                   kadar yaşar.’ dedi. Doğru söylüyor. Köyümüz bir tane. Ama biz kıymetini bilmi-
                                                   yoruz. Bu köy gibi bir köy yoktur. Sudan da kendini korur, depremden de. Çünkü
                                                   her tarafı kaya.”


                                                   Sohbetimizin sonuna doğru, Mehmet Amca’ya bahçesini ne kadar beğendiğimizi
                                                   söylemeden edemiyoruz. Gözleri parlıyor. Domates, biber, patlıcan hatta çilek
                                                   ektiğini duyunca hayranlığımız daha da artıyor. “Yedirmeyi, içirmeyi çok severim.
                                                   Herkes gelsin, kendi malı gibi girsin bahçeye, toplasın, yesin, gitsin. Şimdi badem
                                                   zamanı... Şu kenarlar hep bademle doludur. Toplayın, yiyin.” diyor cömertlik-
                                                   le, misafirperverlikle, içtenlikle… O esnada muhtar söze giriyor: “Bizim burada
                                                   satmak bilinmezdi. Badem, kayısı, ne varsa paylaşılırdı. Ama işte tütün bitti ya…
                                                   İnsanların geliri düşünce satmaya başladık. Un biterdi, komşudan gidip isterdin.





            276
   275   276   277   278   279   280   281   282   283   284   285