Page 244 - BizimKöylerimiz
P. 244

GÖKBEL




















                                                   Geçimini hayvancılık, tarım ve zeytinle sağlayan Gökbel, 120 haneli bir dağ
                                                   köyü. Burada bir zamanlar geçimini halıcılık ve arıcılıkla sürdüren çok aile olsa
                                                   da bugünlerde bu uğraşlar yerini başkalarına bırakmış. Geçmişte Bozalan’a bağlı
                                                   olduğunu öğrendiğimiz bu köyün gençleri çalışma hayatlarını köy dışında sür-
                                                   dürmek zorunda kalsalar da doğup büyüdükleri topraklarla bağları kopmasın diye
                                                   yaşamlarını burada devam ettirmeyi tercih ediyorlar.

                                                   Gökbel’e varır varmaz köy hakkında daha fazla bilgi edinmek için kahvenin önün-
                                                   de soluklanıyoruz. Ortalık oldukça sakin. Zeytin hasadı zamanı olduğu için yanlış
                                                   bir vakitte mi geldik, diye düşünürken kahvenin kapısı usulca aralanıyor. İçeri girip
                                                   sobanın etrafına toplanıyoruz. Çayın ve sobanın sıcağıyla içimizi ısıtıp bizi meraklı
                                                   gözlerle süzen Hasan (Aydın) Abi’yle muhabbete başlıyoruz.


                                                   Hasan Abi, “Benden yaşça büyükler daha iyi bilir.” dese de Gökbel’in Bozalan’dan
                                                   ayrılış sürecine dair bildiklerini paylaşıyor: “Bozalan’da işler hep imece usulü
                                                   ilerliyordu. Köylü hep imeceye gidiyordu. O dönemde ihtiyar heyetinden bir aza,
                                                   muhtara karşı çıkarak, ‘Ben köylümü göndermiyorum.’ diyor. Muhtar sebebini
                                                   sorunca, bildiğim kadarıyla o zamanlar Pinar’da bucak müdürleri varmış, mesele
                                                   onlara taşınıyor. Aza, ‘Benim köylümün kendi yapacağı işleri var.’ diyerek durumu
                                                   açıklıyor. O zaman ters düşüyorlar, dilekçe veriliyor, prosedür ne gerektiriyorsa
                                                   uygulanıyor ve devlet de yardımcı oluyor. Köy statüsüne o zaman kavuşuyo-
                                                   ruz. Bunun değerini başkaları belki anlamaz ama benim için çok kıymetli. Şimdi
                                                   bakıyorum mesela aşağı Mazı’nın ayrı bir muhtarı olması lazım, yukarı Mazı’nın da
                                                   statü yetiyor ama uğraşmıyorlar işte.”


                                                   “İmece, 15-20 yıl öncesine kadar köy yaşamının vazgeçilmez bir parçasıydı.
                                                   Mesela köye cami yapılacak, bir yere yol gidecek; el birliğiyle köylü yapıyordu.”
                                                   diye devam eden Hasan Abi, bu dayanışma ruhunun kaybolmasından duyduğu
                  Gökbel, geçimini
                hayvancılık, tarım ve              üzüntüyü şu sözlerle dile getiriyor: “Bizim köyde birimizin işi olduğunda falan
               zeytinle sağlayan 120               düşünmezdik. ‘Bugün sana, yarın bana.’ derdik. Yeri geldiğinde bir yumruk
                haneli bir dağ köyü.               olmasını bilir bu köy. Bak, 1974’te köye okul yapacak olduk, müteahhit bula-
                Burada bir zamanlar
                geçimini halıcılık ve              madık o zamanın şartlarında. Muhtarımız o zaman ne yaptı biliyor musun?
            arıcılıkla sürdüren çok aile           Köyden birini müteahhit ilan etti, köylüyü de arkasına aldı ve okulu imece
              olsa da bugünlerde bu
            uğraşlar yerini başkalarına            usulüyle inşa ettik.” Elektrik, telefon, yol gibi altyapı çalışmalarının da aynı birlik
                       bırakmış.                   ruhuyla gerçekleştirildiğini anlatıp sözlerini derin bir özlemle noktalıyor: “Birbiri-





            240
   239   240   241   242   243   244   245   246   247   248   249